15 Kasım 2007 Perşembe

11:14



Bir anda insanların hayatının nasıl değiştiğine dair bir film 11:14. Her ne kadar olan bir anda olsa da o noktaya nasıl gelindiğinin de önemi çok renkl bir biçimde vurgulanmış.

Film inanılmaz bir tempoyla devam ediyor ve yine bir anda başlayıp bitiyor.

Basit bir konunun iyi kurguyla, görüntüyle ve oyunculukla nasıl da bir karnavala dönüştüğüne tanıklık ediyoruz.

Komedi ve gerilim o kadar içiçe ki ağlanacak yerde gülmemek elde değil.

Velhasıl 11:14 bence izlenmezse bir şeyler kaçırılacak filmlerden. Neler kaçırılmamalı bakmak lazım.

7 Kasım 2007 Çarşamba

İnsanın Kendinden Sıkıldığı An



Sadece sıkıntı hissetmek. Üzerinde ağır bir yük. Hafiflemek adına yapabileceklerinin çok sınırlı olduğunu düşünmek. Kendinden sıkıldığını farketmek. İşte o an insan içinde başka birinin yaşadığını anlar.

Başka biri ve çok yabancı. Sokaktaki insandan bile yabancı. İnsan olduğunda bile emin değilsin.

Büyük ve daha güçlü bir şey. Ama ne tanrı ne de başka türlü bir hastalık gibi değil. Bambaşka biri. Kafanda yarattığın değil. Bizzati kafanın kendisi.

O canavar gibi seni yemek için bekliyor. Onu kendinle beslemek zorundasın. Bir kurban verebilirsin ancak. Elinde başka bir "sen" yok.

Anlamak ve savaşmak istersin. Ama o sana izin vermez. Çünkü sen "o" değilsin. Ama o hem "sen" hem kendisi.

Gidebileceğin bir yer olmadığı gibi öyle bir yer olsa da gidebileceğinden emin değilsin. Belki tüm bunlar kafanda hayal. Ama kafanı kesmeden nasıl kurtulacaksın? Onu ordan çıkarıp atmak mümkün mü? orası O'nun. Sen sadece sensin. Bir besleme, bir ilticacı, davetsiz bir misafir.

Konuşmak istesen dinlediğinden emin olamazsın. Ama o konuşmak isterse sadece susarsın.

Günler birbirini kovalar. Bazen gelir bazen gelmez. Gelmediğinde unut istersin, biraz da becerirsin. Geldiğinde nereye saklanacağını şaşırırsın?







12 Ekim 2007 Cuma

The painted veil



Yapımcıları başrol oyuncuları Edward Norton ve Naomi Watts olan bir film "The painted veil".

Oyunculuk mevzusunda bana göre çoktan usta sıfatını hakeden bu iki kişi gerçekten çok farklı bir atmosferde aşkın çok başka bir boyutunu izlettiriyor.

Filmin hikayesiyle ilgili fazla bilgi vermek istemem. Ama açıkçası gerçek aşkın yeşermesi için sadece güzel bir endam ve havalı bir tavrın yetmediği, bunların sadece göz aldanması olduğunu gösteren bir filmi anlatmak için hikayeden de bahsetmek gerekiyor.

Bazen gerçekten burnunun dibindekine yeterince bakmadığında, koşullar gereğinden fazla rahat olduğunda, kimin gerçekte kim olduğunu anlamak epey güç oluyor.

İnsanların "ama benlen ilgilenmedi. ben de aldattım napiyim" filan demesi elbette mazeret değil. ilgilenmiyen adama "ilgilenmiyorsun" mesajı açıkça verilir niyet bozulmadıysa. Yahut yeterince çekici bulunmuyorsa o adam, mantık çerçevesindeki çıkarlar doğrultusunda yapılan hareketler de gözardı edilecek şeyler değil. Ama birisi de size "piyanon yok mu?" dediğinde eğer sadece "yok" diyorsanız. Ve "neden sordun?" demiyorsanız. siz de aslında düşündüğünüz kadar sevmiyorsunuzdur karşınızdakini.

Ama yaşanmışlıklar, eğer içinizdeki bir şeyleri çoktan öldürmediyse hala bir şansınız var demektir. Ve anlarsınız ki birini gerçekten sevmek ve sevildiğini de bilmek yapılan hataları yok saymak ya da onları düşünerek çıldırmak değil de onları tamir etmek için vaktini harcamak demektir.

Böyle bir aşamaya gelebilen insanlar bir ihanetten doğan bebeği de bir aile olarak büyütebilir. Çünkü ölüm kapının önünde beklerken sevmek ve sevilmek için fazla vaktimiz yoktur.Kutsal kitaplar, kanunlar, gelenekler ve diğerleri her ne derse desin.