28 Mayıs 2017 Pazar

Dünyanın Ebesine Atlama Toplantısı Yapılırken Bizim Gündemimiz




Yine bir mazoşistlik yaptım solcu/liboş tayfasının sosyal mecralardaki muhabbetlerine şöyle bir göz attım. Durumları hala çok vahim. Tecrübe de kar etmiyor, asla ve kat'a öğrenemiyorlar.

Sanki Emine Erdoğan ev hanımı ve kendisini NATO zirvesine değil de altın gününe davet etmişler gibi yok efendim kimseyi temsil etmek zorunda değilmiş, kafasına göre giyinirmiş kimse de yorum yapamazmış bilmem ne. Ya bunlar modern olmak, aydın olmak, vizyon sahibi olmak filan değil, bunlar yaş 13 ergen kafaları. 

Bir de demişler ki(demeseler şaşardık tabi) efendim bu ülkede bir sürü türbanlı başörtülü tarlada çalışan filan analarımız bacılarımız arabeskleri. Evet bu sayılanların hepsi kaçak saraylarda beyaz çay içip Osmanlı kaftanı özentisi kıyafetler giyip kendini sultan ilan ediyor? Dünyanın değiştiği filan yok. Ortada duran kadın kraliçe yani monark. Solda astronot gibi gezeni de namzet yaptılar. Diğerleri de güya modern ama hala monarşik kafalarla yönetilen mafya tipi yapılanmış emperyalist kafaların çeşitli figüranları. 

Gelişmiş insan medeniyetinde siyasiler monark, monark özentisi ya da monark yancısı olmadığı gibi siyasilerin eşlerinin de hiçbir ünvanı olmayan sade vatandaş olması gerekirdi. Öyle sığ bir zihne hapsoldular ki hala zenci sorunları, eşcinsel sorunları dünyanın bir numaralı sorunlarıymış gibi algılıyorlar. Orada partner olmayı seçen iki erkekten birinin "first lady" sıfatıyla bulunması bir gelişmişlik örneği değil. Roma imparatorunun erkek sevgilisi tanrı parçacığı ilan edilmiş, adına tapınak yapılmış filan Kafalarınız basmıyor ve o kafalarla dünyayı cehenneme çevirenlerin kurdukları çarklara su taşıyorsunuz maalesef. Ayrıntılarda kaybolup aslolan meselelerden gittikçe uzaklaşıyorsunuz. Emine'nin sizlerin "mesihlere yakışır üstün ahlaklı merhametiniz"e ihtiyacının olmadığına emin olabilirsiniz. Çünkü sizlerde insanların ihtiyacı olan bir şey pek yok zaten.

Kendini aydın sananın cehaleti daha bir yenilmez. Diğer türlü cahiller ısrarla durumlarını reddetse dahi apaçık ortada olan şeyi bir noktadan sonra reddedemez ama bunlar hiçbir şey anlamadıkları halde o kadar şey okudum kesin aydınlanmışımdır ben lan sanrısı ile tamamen hayal dünyasında kaybolmuş maalesef.:( Yeterince vakit harcarsanız bilgiye ulaşırsınız ama iş orada bitmiyor. Daha onu alacaksın, işleyeceksin, süzeceksin, fonksiyonelleştireceksin. Sen sadece birinci adımda takılıp kalmışsın. Zeka bilmekle gelişmez, zeka işlenmiş bilgi isteyen bir merci. Bunu başarabilen bir merci. O yüzden kapasitenizin üstünde yüklemelerle sahip olduğunuz zekayı kitlemişken dahi bilgeyim ben yea diye geziyorsunuz. Kendi kendinizi delirtmişsiniz aslında.

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Demokrasiye mi aşıktı kendine mi: Menderes

Demokrasi havarisi ilan edilen Menderes'in bir kısım marifetleri aşağıdaki gibidir.

Odunu göstersem vekil seçtiririm demekten TSK'na haramiler ordusu diyecek kadar uçmuş bir ego, seçimi kaybettiği Kırşehir'i ilden ilçeye çevirmek gibi saykodelik hareketler, arada İnönü'nün yolunu kestirme şehre sokmama gibi amacı belirsiz, manasız ezik abuklamalar zaten daha sonra CHP'yi terör örgütü olmakla da itham etti, İstanbul'daki pek çok tarihi mekanı (ki bunların büyük bir kısmı Osmanlı marifeti eserler) ya inşaat yallah değerli kent anlayışı ile dümdüz edip bir yandan Osmanlıcılık kovalamalar, imf'den deli gibi borç alıp(imf borcu mevzusundan ekmek yediler kaç zaman lan kim açtı o borç kapısını?), NATO ile anlaşmalar yapıp memleketin anahtarını kendi eliyle teslim etmeler. 6-7 Eylül vakasını çıkartıp bahaneyle sıkıyönetim ilan etmekten ay ben uçak kazasından kurtuldum bilyon mu işte bunlar hep seçilmiş olmak be canım ayağı çekmeler... Ne kadar tanıdık di mi? Buna bi de anıt mezar yaptılar kimse yolunu bilmez. Beyler sizleri değil İnönü, Atatürk kurtaramazdı. Ha kurtarmak ister miydi ki zaten o da ayrı mesele tabi :/



26 Mayıs 2017 Cuma

Tanrı kompleksi, İsa sendromu ve Koyunluğu Seçenler

İnsanları farklı konularda farklı farklı kategorize edebiliriz. "Beni kategorize etme" diyenleri boşver. Onlar da ezik gerizekalılar işte. Algı kategorizasyonu ister. Kategorizasyonu sunamadığun algı ile hiçbir şey yapamazsın. O hale gerizekalılık diyoruz. Yahut delilik. Delilik çok havalı bir şey değil. Gerizekalılık ne kadar havalıysa delilik de o kadar havalı işte.

Bugün insanları hayatımızı rezil eden insanlar olarak kategorize edeceğiz. Hayır bayık aşk hikayelerinizdeki o "insafsız" eski sevgili değil konumuz. Genel olarak. Yeryüzünü çekilmez kılan kişi ve gruplar olarak. Tanrılarınızın bela olarak yolladığı yahut lanetlediği tipler olarak.

Üç tip manyak vardır. Bunlardan en tehlikeli olanı; Tanrı kompleksi sahibi ezikler. Bunlardaki eziklik seviyesi o kadar yüksektir ki bunu uydurulmuş tanrı kavramından başka bir şey ikame edemez. İçten içe ne olduklarını bilirler ve bunu öyle bir redderler ki bir bakmışsın kendini tanrı ilan ediyor. Yani öyle güçlüdür ki seni cezalandırabilir, seni ödüllendirebilir. Seni onun hoşnut olacağı şekle şemale sokmak için her türlü imkanı kullanmakta özgürdür ve sense sadece zavallı bir oyuncaksındır. Önemsiz bir detaysın ama en büyük hobisisin aynı zamanda(!). Kötülüğün doyma noktası(vicdan) nedir bilmezler. Otokontrolleri olmadığı gibi kontrolü kimseye bırakmamak gibi enteresan bir kontrolsüzlük manyaklıkları vardır. Bunları eskiden asıyorlardı yahut kurşuna diziyorlardı vs. Bazen tek çözüm sorunun kaynağını ortadan kaldırmaktır :/

İsa sendromu sahipleri; Bunlara sorarsan bunların her biri birer aziz/azizedir. Şifacıdır. Yoda kadar bilgedir. Ne bileyim tanrının eli olmadı ayağı, peygamberin kuşağı, Marx'ın sakalı... Adını hiçbir yerde duymadığınız bir tanrıçanın dostu, hizmetkarı, kanı... Bir şeydir bunlar. Kesinlikle dolandırıcı olanlardan bahsetmiyorum. Onlar demin bahsettiğim manyaklar. Bu bahsettiklerim bu saydığım şeylerden biri veya bir kaçı olduğundan son derece emin tipler. Biz bunları zinhar kavrayamayız. Kurtarıcımız yahut kahramanımız olarak alıp kabul edip bu gerçekliğe doğrudan iman etmeliyiz. Yoksa üzülürler. Küserler. Çirkefleşirler(ama çok büyük asalet içinde çirkefleşirler mesela pasif agresyon, mesela molotoflu O_o). Bunlar tanrı kompleksi sahibi tiplerin etkisi altında kalmaya inanılmaz eğilimlidirler(İsa sendromu dedik ya?). Herkesi iyileştirebilir, herkese ve evrene çeki düzen verebilirler. Veremiyorlarsa bu kesinlikle biz zavallı muhtaçların acizliğindendir. Ya cahilizdir ya gönül gözümüz veya göt çakramız filan kapalıdır. Sıkıntı muhakkak bizdedir yani. Oysa onlar pek çok konuda bize yol göstermek için orada hazır ve nazırlar. Tanrı kompleksi sahibi şeytanların uşağı olup ortalığın götüne koysalar da niyetleri iyidir ve asla hiçbir kötü sonuçtan mesul değildirler. Hallelujah be canım o zaman.

Koyunluğu seçenler. Valla bunlar en rahatı aslında. Ama ne kadar süre rahat? Kafasına nükleer bomba düşene kadar filan. Bu diğer manyaklar neden bu kadar manyaklık yapabiliyor? Ahan da bunların sayesinde. Çünkü bunlar düşünmez. Neden düşünsün? Nasılsa birileri düşünüyor. Neden karar alsın, neden sorumluluk alsın, kim uğraşacak tüm bunlarla? Koyunlar uğraşmayacak tabi. Onlar kaderlerini ve götlerini çoktan birilerinin avucuna bırakmış. Kısmet artık.

Hiçbir manyak grubuna dahil olmayan yoldaşlar. Öncelikle hepimize büyük geçmiş olsun. Hak ettik mi tüm bu manyakları ve manyaklıkları? Sanmıyorum yea, ne yapmış olabiliriz ki? Ne bileyim en az üç evren yok etmiş filan olmalıyız. Öyle bir gücümüz vardıysa buraya nasıl düştük amk? Yoktur öyle bir şey. Olmuşa yapacak bir şey yok zaten, şu aşamada önemli olan manyakları kategorize etmek, böylece onları görünce hemen tanıyabileceğiz ve manyaklık çeşitlerine göre gerekli önlemleri alabileceğiz. Manyaklarla nasıl başa çıkılır kısmını (eğer bir şey bulabilirsem) daha sonra ekleyeceğim. Olmadı yorumlarla siz ekleyin. Dernekleşip dayanışalım arkadaşlar. Tşkrlr.












Bu Ülke Bizi Öldürmek de Değil Süründürmek İsteyenlerin Ülkesi(Bu bir sağlık sektörü boklamasıdır)

Kusura bakmayın da devlet olsun özel olsun sağlık çalışanları da biraz şey(dikkati dağıtıp malum son yılların değişmeyen modası mağduruz ayağı ile giriş yapmışlar zaten de). Tabi devlet daha şey. Çalışma şartları zor ama o kadar da zorlanıyorsan yapma be canım o işi. Sana iş mi yok?!?

Bilhassa son 2 haftada 3 kez yolum düştü bu kurumlara, hem de ney ki neyler. Şöyle bir şey yaşadım ya. Doktor yanındaki sağlık görevlisine enjektör verir misin diyor. Görevli de taşınacağız ya(hastane içinde başka binaya gidiyorlar, hastane devasa hastanelerden(İpucu: PTT veya FSM diyeyim. Eski adı da yeni adı da üç harfli yani O_o)) onları kutuladım yolladım önden ben diyor. Adam ha tamam gerek yok o zaman diyor. Ben de e ben gideyim enjektör bulayım getireyim diyorum(kinaye var ama git getir dese gidecem de yani, el mecbur düşmüşüz bunların(buraya her şey yazılır da yazmıyorum) eline bir kere. Nereden bulacaksın diyorlar bana(koro). E burası hastane diyorum, şaşırıyorlar filan. Lüzum yok diyorlar. Demin vardı filan ama şimdi yok. Çünkü hemşire(yahut sağlık bişiysi artık neyiyse) kutulamış yollamış. Bu durum benim sağlık durumumda hayli dikkat çekici olumlu bir gelişmeye sebep oluyor haliyle. Doktor zaten hobi olarak şapacaktık ayağına yatıyor. E ben de son hastayım, siktirip gitse de çıksak buradan sancıları içinde kıvranıyorlar.

Bundan bir önceki bombastik hadise yine aynı hafta içinde şu şekilde yaşandı. Tam 4 saat acilde süründüm. Bakınız acil(!). Kıvranmaktan geberirken numara almaktı, sıra beklemekti, kan verme sırasıydı, tahlili sonucu için sırada beklemekti(ekranına düşmüyormuş doktorun la ben görüyorum e-nabızdan doktor nasıl göremeyecek? Hadi sonra düşüyormuşsa diyelim) bekledim durdum. Netice doktora önceki rahatsızlıklarımı sayarken hah kum döküyorsun sen dedi yazdı mide ilacı, kas gevşetici, ağrı kesici(bu arada tahlil sırasında önümde ve arkamda bekleyenlerle yolda ve eczanede rastlaştım aynılarını onlara da yazmışlar, yani kafa askeriye kafası, sağ kolum koptu komtenim, al sana asprin). Tabi ben o sırada artık ne haldeysem(zaten adam anemik sandımdı ben seni yea dedi çünkü sürünmekten betim benzim atmış be adam) doktor bana dokuz aylık hamilesin şu an seni doğuma alıyoruz desek tamam filan diyeceğim. Adam tıp okumuş valla dahi diye de düşünebilirim hatta. Sonradan fark ettim ki dansite oranı yüksek değil üstüne düşük çıkmış. Nereye kum döküyorum acaba? Adamın hayal alemindeki uçsuz bucaksız kumsallara muhtemelen. Adamlar çok zor işlerini kolaylaştırmanın yolunu bulmuşlar yani. Bas ağrı kesiciyi, bas kas gevşeticiyi. Mide sorunum var diye de ağlanmasın bas proton pompa inhibitörünü. Belki 6 ay sonra ölür filan ama son günlerinde rahat eder en azından? Tabi. E tıp okumuş adam dahi doğal olarak!

Neyse sonra sorun iyice büyüdü de kendi teşhisimi kendim koydum haliyle. Onun uzmanından randevu aldım ama bu sefer de bahsettiğim enjektör hikayesi ile karşılaştım. O hikaye orada bitmedi aslında. Onun dahası da var da pencereden atlamak istemiyorum şu an. Modum o kıvamda değil henüz.

Daha da irili ufaklı bir sürü hadise var tabi. Ha bir de sürekli omuz atan çiçekli türbanlı bir kısım dişi(hasta ve hasta yakını?) var, onların da yılgınlığımdaki payı az değil. 

Neticede gidip oralarda sürüneceğime evde oturayım, ölürsem ölürüm ölmezsem de eyvallah derim şeklinde bir karar aldım. Morgtan gayrı daha da adımımı atmam oralara deyü deyü gaza gelmiş vaziyetteyim. Ayrıca her şey süfer tımam mı gak diyeni öttürürüz de basın açıklaması değil kamuoyunu tehdittir. Zaten bahsi mağduriyetten açan illa ki konuyu buraya getiriyor.



14 Mayıs 2017 Pazar

Din Tüccarları, İdeoloji Tüccarları, Hümanizm Tüccarları -> Dolandırıcları Tanıyalım




Yok birbirlerinden farkları diyoruz anlatamıyoruz. Bunların alayı adi dolandırıcılardan farklı olarak daha geniş kesimleri kafalamaya azmetmiş. Sürü psikolojisi insan için zaman zaman avantajlara sebep olsa da(bireyin tek başına çözemeyeceği problemleri işbirliği ile çözmesi) ekseriyetle çıkar odaklı kişilerin en önemli oyuncağı olmuş.

Dolandırıcılığı devlet politikası haline getiren ve bu konuda inanılmaz dangalak olmasına rağmen insanların sürü psikolojisine girdiklerinde tamamen beyinsiz olmaları sebebiyle sürekli başarı elde eden(şu aşamada Jet Fadıl'ı anmamak ne mümkün?) ülkenin propaganda aracı BBC'ye bakıyoruz. Bunlar ve tabi ki bunların klon kardeşleri NYT, CNN vs. tutturmuş bir Türkiye kökenli.


Habere bakıyoruz, İngiltere kökenli basının Hollanda kökenli bir sanatçının eserini siyasi propaganda maksadıyla alt metinlerle donatıp cilalayıp köpürtmesinden başka bir şey değil.. İlla ırka etnisiteye göre bölmeye merakınızı açık edeceksiniz bari doğrudan Kürt yazın, ne tatava yapıyorsunuz? Hiçbir Türk de demez ki ay o Kürt değil Türk. Çünkü Kürt'ün Türk olarak anılmasının meraklısı değiliz. Bize faydası yok zararı var. Oki?


Bazıları da diyor ki efendim onlar Hollanda vatandaşıymış ondan öyle yazıyorlarmış(tuzla koşuyor). Eğer Hollanda vatandaşı olarak görüyorsa ne diye kökene giriyor acaba? Hatta neden kökenlerden, ırklardan, ulusal yahut dini kimliklerden bahsediyorlar ısrarla? Hollanda müzesinde çalışan bilmem kim de geç? Bu ne var canım onda aymazlığı, bu kendinden olanı sürekli hor görüp sürekli diğer tarafın avukatı kesilme kafası yine bunların empoze ettikleri aymazlık. Hatta bunu söyleyenlerden biri tutmuş efendim bu insanlar Almanca, Fransızca vs. bile öğrenmemiş, çocuklarını okula yollamamış(bahsettiği ekseri Kürtler bu arada yahut Osmanlı bakiyesi soyu ne filan bilemediğimiz etnisiteler). Yahu bu konunun entegre olamamış kültürlerle filan alakası yok. O ayrı bir konu başlığı. Dikkati başka yere dağıtmak da yine empoze edilmiş bir bakış açısı.


Burdaki olay aynı şu olay. Nesillerdir ABD'de yaşayan siyahi insanlara da Afro-Amerikan filan diyorlar. Nedir bu belirtme gereği? Belirtmek isteyen kendi belirtir zaten. Siyahi olmak sadece eşgal belirtirken kullanılacak bir sıfat. Esmer ya da sarışın olmak gibi o kadar. O insanların Afrika ile alakası filan kalmamış yahut alakası olsun istemiyor da zaten? Ha ben Türk olarak kültürümü muhafaza etmeyi seçebilirim ve bunu yaşadığım toplumu rahatsız etmeyecek sınırlarda yapmaya özen gösteririm ama Afrika kökenli insanlar için çoktan kaçmış o gemi. Zorla siz farklısınız deyip çatışmaya zemin hazırlıyorlar. Bunu da güya onları düşündükleri için yaptıklarını iddia ediyorlar. Zaten hiçbir dolandırıcı merhaba ben şimdi seni dolandıracağım demez, hep senin menfaatini gözetiyormuş gibi tavır takınır. Egomanyak çıkarcı insan hayvanı da anında tav olur. Bile isteye insanları insanların onayını almadan tasnif edip taraflara ayırıp sonra bir güzel birbirine düşürüyorlar ve bunu hümanist kisvesi altında yapıyorlar. Sizin gibi insanlar da avukatlıklarını yapıyor. İşte bu yüzü bulmasalar hiçbir nane yapamayacaklar ama veriyorsunuz o yüzü maalesef.


Bu kulaklara sen farklısın fısıldamasının en hazin örneklerinden biri de senin rengin iki ton açık koyu filan gibi saçma sapan ırki özellik kafasını birlikte yaşayıp giden ve farklılıklarının farkında bile olmayan insanlara dayatan batının eserlerinden biri de Ruanda Katliamı. ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Ruanda_Soykırımı ). Aynı batı utanmadan bu soykırımın ekmeğini de yedi bol. Film çekmeler bilmem ne. Ya siz utanın önce bir şu şerefsizliklerinizden. Yapıp yapıp pardon deme huyları da var artık. Pardon derken ikinci tur ekmek yemeyi keşfettiklerinden beri bir de bunu huy edindiler. Ha tabi Japonya'ya atılan nükleerle ilgili tek bir özür duymadık daha hala tabi. Israrla savaşı bitirdik daha ne istiyorsunuz nankörler diyorlar üstüne. Dünyayı patlatınca da savaşlar bitiyor malum? Bir insan topluluğuna ve orada yaşayan tüm canlı hayata nesillerce sürecek zarar ver bir de madalya bekle?


Yaşadığımız şu ilkel çağda insanlığın önünde iki seçenek var. Ya bu gerizekalı politikalara bir dur diyeceğiz ve sadece düşünen, tartışan, uzlaştığı noktalarda uzlaşabilen uzlaşamadıklarında ise şerh koyup yoluna devam eden insanlar olacağız. Bu şekilde araya araya ideal olamayan ama işimizi de insanlık onuruna yakışır şekilde görebilen sistemleri keşfedeceğiz, yeri gelecek onları ihtiyaç oldukça güncelleyeceğiz. Gerekirse kendi konforlu alanlarımızı oluşturup orada benzeşlerimizle birlikte huzurlu yaşayıp mecburi ortak yaşam alanlarını kimliksiz ve kimsenin birbirini rahatsız etmeyeceği koşullarda oluşturacağız ya da farklılıkları koşulsuz kabul edip saygı duymak gibi yalandan fantastik hedefler koyup onları başarmamanız için her türlü kışkırtıcı, çatışmacı zemini hazırlayan(böyle bir dünya yok, olamaz, olsun da istemeyiz zaten çünkü insan düşünen hayvandır, he he deyip oturan balkabağıdır) bu manyakların sömürmeye doyamadığı ve insanlığın neslini tükendiği son güne dek güdecekleri çiftlik hayvanları olacağız. Bu seçenekler tarih boyu hep önümüzdeydi ve hep çiftlik hayvanı olmayı seçti insanlar. Ne zaman ki doğru şıkkı seçecekler işte o zaman ben de Türklükten istifa ederim. Ha o şık seçilmediği sürece bu şerefsiz dolandırıcılar her zaman karşılarında Türkleri bulacaklar. Yok öyle bu ormanın ağası babası benim diye gezinen ödlek çakallara pabuç bırakmak.

Yüksek Kültür Talibi Köylü Kafalar

Sosyal medyada sıklıkla karşılaştığımız hal. Tabi gerçek hayatta da sıklıkla karşılaşıyoruz zira insanlar her ne kadar sanal ortamda kendi kafalarındaki ideal kişiliklerinin bir taslağını sergileseler de kişilik bu, her yerden fırtlıyor.

Bilhassa Facebook'ta sosyal çevre hemen hemen reel çevre olduğundan Ekşi'de anonim yazarken coşan tipler bir bakıyorsun anasının kuzusu, ailesinin gözbebeği, arkadaşlarının biriciği, asaletten kafasında taç çıkmış bir acayip tip oluveriyor. Tabi sanılmasın ki Ekşi'de coşarken daha özgür ve atılımcı idi. Aslında orada da başka bir sosyal kitlenin "aferin Bobi" demesi için kırk takla atmış.

Twitter'da görmezden geliyor yahut engelliyor ne bileyim hadi onlar olur da ki ben herkese önce cevap yazar sonra engellerim. Çünkü malın önde gideni de olsa önce bir herkese insan muamelesi yapacaksın sonra her insanın hak ettiği karşılığı vereceksin. Facebook'ta eline bir silah verilmiş ya,  kafadan benim yazdığım yorumu siliyor? Benim bundan haberim bile olmuyor. Lütfederse siliyorum diyor. Yahu tebliğ etsen ne, sen şimdi benim fikrimden mi utandın, benden mi utandın, eşe dosta ay benim böyle bir tanışım olamaz ben de iyiyim çevrem de iyi mesajı mı kastın mesela? E o zaman yorumu da sil, beni de engelle geç daha mantıklı. Çünkü ben sizi arkadaşlar listesinden çıkaracağım ve engelleyeceğim zaten. Ha bu arada yazdığım şeyler hakaret yahut küfür filan da değil. Olsa ne yazar ama o bile değil. Hatta son örnekte American Gods diye bir dizi hakkında yorum yazdım. Bana yöneltilen itham da konuyu Tanrı muhabbetine getirmiş olmam. Böyle bir suç olamayacağı gibi zaten de öyle bir muhabbete girmedim de.  Üstelik dizinin adında "Gods"" filan var? Bu nasıl bir onaylanma telaşı ya. Napıyorlar, uslu olduğunuzda fındık fıstık mı veriyorlar size? O bile yok di mi?

Kusura bakmayın da bu aman tadımız bozulmasın kafasıyla yorumları sansürleyen kafa dağ başında yaşayan köylüde bile yok. Sosyal platformlarda belli bir sosyoekonomik imkana sahip insanlar fikirlerini, hislerini, olaylara bakış açılarını ifade ederlerken önceden elde etmiş oldukları bilgi ve görgüyü sadece ne için kullanıyor? İnsanlar tarafından onaylanmak. Peki kendiniz kendinizi onaylıyor musunuz acaba? Önce ben beni onaylayacağım sonra sıra insanlara gelecek. Bu tip bir sürü psikolojisi insanlığın gelişimi önündeki en önemli engel. Muktedir olanlar da zaten bu sığlığa güvenip ellerine değnek alıyorlar. Herkes aklından geçenleri net bir şekilde ifade edebilmeli. İlla uzlaşacağız diye bir şey yok. Çünkü hepimiz zaten tam olarak anlayamadığımız bir dünyada el yordamıyla, deneyimle bir şeyleri kavramaya çalışıyoruz. Her dürüst ve net iletişim işte o deneyimin birbirine aktarılmasıdır. Burada ve hiçbir yerde en haklı, en akıllı, en uslu yarışması yapmıyoruz. Bu kafalar yüzünden Atatürk'ün bize sunduğu özgür ve bağımsız bireylerin yaşayabileceği bir ülke hayalinden günden güne uzaklaşıyoruz. Dünyanın aydınlık olmasını istiyorsan önce o kafaları bir aydınlatacaksın. Aydınlık kafa da her şeyi bilen kafa değil her şeyi bilmeye açık kafadır.

Anlaşılıyor ki o çok sevdiğinizi iddia ettiğiniz kitaplardan, resimlerden hatta dizilerden hiçbir şey almamak suretiyle hayatınızı bildiğiniz gibi yaşamaya devam ediyorsunuz. Bu kadar üst kültür meraklısı olup onlardan herhangi bir şeyi alıp da kendi moleküllerine katamayan insanların derdi de yine bir onaylanma merakından başka bir şey değil belli ki. Hiç de ait olmadığınız bir kültürel çevreden onay bekliyorsunuz. Valla o ait olmak istediğiniz çevreden biri olarak şunu söylemeliyim ki nö beybi nö, you shall not pass :/ 

Bu sadece ortalamalarda gördüğümüz bir şey değil. Daha alt seviyelerde de sokakta mehter marşı çalıp, din tüccarlığı yapıp Doblo ile gezerken akşam evine gidip "götü başı açık karılarla" dolu Survivor izliyor yahut nispeten "moderen" dizileri takip ediyor. Belli ki bir şeylere öykünüp duruyorsunuz. Ve öykündüğünüze dönüşemediğiniz için de gizliden veya açıktan o arzu objelerinizi parçalamaya meyillisiniz. 

Olmuyor, olamıyor, olmaya çabalamıyor ve olmaktan gittikçe uzaklaşıyorsunuz.

1) Bir şey olmak zorunda değilsiniz
2) Olmak zorunda olmadığınız şeyi olmadığınız halde oldunuz sanmayın
3) Hayatta her şey önce bir şeyi sevmekle başlar, o şeylerin en birincisi de siz kendinizsiniz
4) Kendinizi koşulsuz sevmeyin, kendinizde sevilecek koşullar oluşmasına emek gösterin
5) Hayır o koşullar birilerinin hoşuna gideceğini düşündüğünüz şeyleri papağan gibi taklit ederek oluşmaz.

Kişisel gelişiminiz zor ama imkansız değil, gerçi bana sorarsanız imkansız ama siz yine de bir deneyin.


7 Mayıs 2017 Pazar

Boykotçunun El Rehberi: Kavanozda Yoğurt Mayalamak

Malum süt ve süt ürünlerindeki katkı maddeleri olsun, bazı boykot kararlarımız olsun bizi geleneksel yöntemlere yönlendiriyor. Öncelikle süt ürünleri içinde en sağlıklı olan hangisi tartışmalı olsa da yoğurdun yeri apayrı. Peynir ve dondurma gibi ürünler süt kaynatılmadan yapılıyor. Oysa yoğurt yapımında sütü kaynatmak şart. Kimisi sütün fazla kaynaması ondaki besleyici değerleri öldürüyor dese de günlük sütün içinde bulunan ve hayvanlardan insan hayvanına bulaşabilen pek çok hastalık kaynağı bakteri ve mikrop söz konusu. Brusella bunlardan en bilindiği tahminim. Bu bir bakteri çeşidi ve eklemlerinize, organlarınıza yerleşti mi tedavisi hem zor hem de kesin çözüm olmayabiliyor. Böyle bir belayla uğraşmak istemiyorsanız sütü 60 derecede 10 dakika yahut 100 derecede 5 dakika kaynatmak şart. Yahut pastörize etmelisiniz. Bunda da üretilen peynirler en az 45 gün tüketilmemeli vs. Ve tabi ki yoğurt mayası da kaynamış süte eklenince yoğurt oldukça sağlıklı, besleyici ve keyifli bir tüketim malzemesi oluyor. Ayran da cabası. Ayranı soda ve limonla da yapabilirsiniz. Magnezyum vücuttaki kalsiyum emilimine yardımcıdır ve bu emilim mühim aksi takdirde böbrekte birikim söz konusu olabilir. Elbette konunun uzmanları konuya daha hakimdir lakin tartışmaya açık genel bilgiler bu şekilde.
Gelelim kavanozda yoğurt nasıl mayalanıyor. Çok kolay :) Ne kadar yoğurda ihtiyacınız olduğuna göre değişmekle birlikte ben 3 litre günlük süt alıyorum. Günlük süt satılan yerlerde hazır maya da yanında veriyorlar. Her bir litreye 1 yemek kaşığı maya gerekiyor.
Sütü çelik tencerede kaynatıyorum. Önemli olan sütün doğrudan fazla ısınmaması. Velhasıl çok ince bir kapta yahut sağlıksız bir kapta kaynatmamanız gerekiyor. Süt 3 taşım olacak kadar kaynatılıyor. Bu arada bol bol köpürte köpürte daldıra çıkara kepçeyle karıştırın ki havalansın. Kaynama bittikten sonra maya katma işlemi hemen yapılmıyor. Çok sıcak ya da çok soğuk sütte maya tutmaz. Bu arada yoğurtta kaymak sevmeyenler bekleme süresince üstte oluşan kaymağı ara ara almalı. Mayalanma için ideal olan 43-45 derece civarı dense de yöntem şu; Temiz serçe parmağınızı 7-8 saniye içinde tutabiliyorsanız ideal sıcaklıktadır :)
Bu aşamada eğer tencerenin içinde mayalamak istemiyorsanız, çünkü sulanması ve tencerenin dolapta yer kaplaması, kullanılamaması gibi dezavantajlar var bu sütü önce kavanozlara paylaştırıyoruz. Kavanozda bekleyen yoğurtlar ihtiyaç duyuldukça açıldığı için daha uzun süre dayanıyor. Kavanozları isteğinizi göre ayarlayın ama mayayı kavanozların büyüküklerine göre dağıtacaksınız.
Her litre için 1 yemek kaşığı maya demiştik. Ama önce maya olacak yoğurdu bir güzel çırpıp pürüzsüz hale getirin. İçine kolay mayalanma için 1 çay kaşığı şeker ve ekşimeyi geciktirmek ve lezzet için bir çimdik tuz katabilirsiniz. Ayrıca kıvamı koyu olsun diye muhallebiye katıldığı gibi buğday nişastası da kullanılabilinir. Bunu sütü kaynatırken ya da mayaya ekleyebilirsiniz. ama bunlar opsiyonel tabi. Opsiyonel olmayan mayayı yoğurda katmadan önce ılık sütten bir miktar alıp yine pürüzsüz olacak şekilde mayayı karıştırmak. Maya ve sütün yaklaşık ısıda olmaları mühim.
Mayalama işlemi için önce evde pek kullanılmayan kıyıda köşede bir yer seçin. Çünkü mayalanırken kavanozların kıpırdamaması gerekiyor. Ayrıca mayalama işleminin devamı için ısıyı muhafaza etmek de gerekli. Bunun için kavanozların altını ve üstünü kalınca saracaksınız. Ben sarmak için kalın ve büyük havlular kullanıyorum. Ona göre hazırlığınızı yaptıktan sonra kavanozlara paylaştırılan sütleri(kapakla arada en az bir parmak boşluk bırakın çünkü buzdolabına girdiğinde doğal olarak nemlenme olacak) şöyle bir tahta kaşıkla çevirip üstüne yine tahta kaşıkla mayaları pay edip bir kez daha karıştırın ve kapakları kapatın ve kavanozları sarın. Bekleme süresi evin sıcaklığına, mevsimlere göre değişiyor. Bu şartlara göre ortalama olarak kışın 4 yazın 6 saat içinde mayalanma gerçekleşiyor. Üstlerini açtığınızda kavanozlar hala ılık olmalı.
Bu aşamadan sonra buzdolabında en az 24 saat beklemeleri ideal. Fakat buzdolabına koymadan önce bir şey daha yapmanız gerekiyor. Kapakları açıp temiz beyaz tülbentlerden bir miktarını(buzdolabına girdiğinde oluşacak nemi çekmesi için) koyun. İdeal olan 24 saat sonra yüzeyde yeşilimsi bir su oluşacak. Bunun bir kısmını tülbent çekecek. Ama kalanını bir bardağa döküp için. Mide için harika bir şey. Sonrası yeme içme gibi şeyler.
Böyle uzun uzun anlattığıma bakmayın. Alman gibi detaycı ve didaktik huylarımdan ötürü. Yapınca ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz. Afiyet olsun. (Bu da hepten Derya Baykal'a mı bağladı nolmuş buna O_o)

4 Mayıs 2017 Perşembe

Yapabilmek İçin Yıkmak

Twitter'dan ayağımı kestiler ama önceki bir zamanda bir yumurta kafa küreselcilerle ilgili yazımın linkine cevap yazıp "seni evet demeye ikna edecek tek kişiyim" yazmıştı. Anlayamıyorlar işte. Sadece niyetler değil yöntemler de sorgulanmalı. Belki bunu diktatör yapıp sonra idamı çıkartıp asarız yea denmiş ve ikna edilmişsinizdir? Velhasıl benim gözümde hala beş para etmez gerizekalılarsınız? Yahut aklınızda başka her ne varsa da. Bunlar akılcıl da değil insani de.

İnsanlığın bu bakış açılarından temizlenmesi gerek. Bütün sorunlar bu şapşal, sinsi, ve saçma sapan bakış açılarından çıkıyor zaten. Bir şeyi yıkmanız gerekiyorsa üstüne bir şey inşa edebilecek şekilde yıkmalısınız. Ancak o zaman yıkmanızın anlamlı bir sebebi var demektir.

Zaten bilerek bu şekilde yıkmaya yönlendiriyorlar sizleri. İlerde kullanacakları yeni trajik hikayeleri, yeni gerizekalı kuklaları olsun diye.

Bütün bu gereksiz trajediler sırf ruh hastası oldukları için mi oluyor sanıyorsunuz? Ruh hastası olmaları onlara planlar yaptıran şey elbet. Ve evet belki de sadist sübyancı kafaları derileri kimyasal silahlarla yanmış yahut tecavüze uğrayıp katledilmiş çocukların fotoğraflarına bakarken haz alıyor. Ama onların önceliği insanları kin ve intikam döngüsünde tutabilmek. Bir sabah uyanıp ya biz mal mıyız, neden birbirimizin canını böyle vahşice yakıyoruz demeyin diye de her sabah birileri tecavüzüne, ölümüne, sakat kalmasına uyanıyor. Çünkü bir gün bile boş kalsanız belki sorgulamaya başlayacaksınız. Sadece sorgulamayı düşünmeniz bile büyük tehlike. O yüzden travma sürekliliği şart. Ya birileri katledilecek ya da katliamlar sık sık hatırlatılacak. Ve böylece kan akmaya devam edecek.

Zaten büyük bir çoğunluk mümkün olduğunca kendi basit zavallı hayatında tüketim manyaklığı döngüsünde otistik gibi yaşıyor. Ama herkes otistik gibi yaşarsa o zaman çatışma nasıl çıkacak? O yüzden bir kısım kişi ise güya duyar gösteriyor ama bunlar da mümkün olduğunca gerizekalılar arasından seçiliyor ki oradan da gerçek bir isyan çıkmasın. Çünkü o da ayrı sıkıntı olur. İşte yaptıkları tek şey bu dengeyi tutturmak. Bu kadar çok gerizekalı varken o dengeyi tuturmak da öyle zor bir iş değil elbet.

Korku imparatorları düşman olarak birbirinizi işaret etmenizi sağlayıp oturdukları yerden gülerek sizi izliyor. Kaynak yetersizliklerini, çıkar çatışmalarını akılcı yöntemlerle çözemedikleri ve açgözlülükten kurtulamadıkları sürece insanlar birbirine elbette düşman olacak. Ama illa bir şeyi yıkmak istiyorsanız önce o oturdukları yerden sizi izleyenlerin köpeklerini(onların kimler olduğu gayet açık seçik ortada) sonra da o şerefsizleri(e herhalde bunlar da belli?) yıkın. Yıkın ki elinizde üstüne bir şeyler inşa edebileceğiniz bir şeyler kalabilsin.









3 Mayıs 2017 Çarşamba

Vicdan Kötlüğün Doyma Noktasıdır

Güdülerimizin bir doyum noktası olmasaydı hala bu dünyada olabilir miydik? Yemek yerken doymayı bilmeseydik, çatlayana kadar yiyip ölecektik. Yahut sonsuza dek sevişmek isteyecektik ve yine ölecektik. Vicdanımız da kötülüğün doyma noktasıdır. Birbirmizi sonsuz bir öfke ve hırsla öldürüp yok olmamamız için orada duruyor. Yani öyle sınanan, üstün bir takım varlıkları memnun eden bir sirk maymunun ilgi çekici bir özelliği değil. Kötülük bir savunma ve saldırı silahıdır. Zayıfların kolayca ulaşabileceği bir yerde durur öyle. Vicdansa canlılığın kökü kazınmasın diye ona dur diyen ama çoğu zaman başarılı olamayan bir fren sistemi.

Elbette bu hayatta obezler de var, nemfomanlar da. Bu sapmalar doğada her zaman olan şeyler. Çünkü hayatta kalanlar aktif genlerin haricinde pasif genlerin de taşıyıcıları. Dolayısıyla kendinde hayatta kalacak özellikler aktif olsa da olmayanları da taşımaya devam ettiler nesillerce. Ve o genler de günün birinde hayata merhaba dedi hep. Günümüzdeyse hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi güvenlikli ama özgürlükten çok uzak hayvanlar olarak yaşadığımız için seçilim hadisesi de bütünüyle rafa kalkmış durumda. İşin içine "insan hakkı", ama onlar da insan anlayışı girdikçe seçilim zaten sadece doğmayı başarmakla bitiyor. Bunlar günümüz dünyasının şartları. Yarın ne olur bilinmez. Belki yine ilkelleşeceğiz belki genlere müdahele edip "ideal" insanları çiftlik hayvanı gibi üreteceğiz. Şu bir gerçek ki ne ideal dünya ne de ideal insan diye bir şey mümkün. Ama iyi ve güzele yaklaşmaya çalıştığını sanırken ondan gitgide uzaklaşmak ne çeşit bir trajedidir?

Bütün bu sapmalar içindeki bir nevi kendini koruma güdüsü olan kötülüğü dizginleyemeyen insanlar da var muhakkak. Doğal olarak bunlar her sapma gibi azınlık. Ama etkiledikleri kitleler malum. Yani bir şey sadece kendinden ibaret olmuyor bu sürü hayvanlarında. Bir de onların etkiledikleri sürülerle uğraşmak gerekiyor. Elbette vicdanı olmayan vicdanı eksik olana yanaşıyor. Kimse sizi hiç yoktan kötü biri yapamaz. Başına ne işler gelen insanlar var. Sadece mücadeleye devam ediyorlar. Ellerinden geleni yapıyorlar. Ve asla savaştıkları canavarlara dönüşmüyorlar. Tabi bütün aşırı çirkin şeyler gibi aşırı güzel olanlar da azınlık. Evrimsel süreçlerde aşırılığın pek de şansı olmamış. Bunların bir kısmı bugün yaşayan insanlar için şansken bir kısmı ise şanssızlık. Çünkü çoğunluk kendisine zarar veren aşırı kötülükle mücadele etmeye karar verebildiği gibi kendisinden çok daha iyi olup ona kendini ezik hissettiren iyilikten de iddia ettiği gibi çok da haz etmez. Kalabalıkların tek derdi "o çok değerli" genlerini aktarmadan ölmemektir. Onlar da öyle.

İnsanlar ödül için veya ceza yüzünden yahut kendilerini birilerine beğendirmek için değil. Bizzat hayat için, yaşamak için vicdana muhtaçtır. Her şeyden önce bu bilince sahip olunmalıdır. Ondan sonra istenilen fantezide istediğiniz beklentilerle sarhoş olabilirsiniz. Sadece insanca yaşayabilmek hafif bir amaç. Yaşayabilmek için vicdan lazım. Vicdanlarınıza iyi bakın. Onları vesveselere, korku imparatorluklarının oyunlarına, aslında alakanızın olmadığı ama bizzat kendi arzunuz olduğunu sandığınız ihtiraslarınıza, içinizdeki minik ve çirkin şeytanlara kurban etmeyin. Ölürsünüz. Hem de hiç yaşamadan ölürsünüz.