21 Nisan 2017 Cuma

2017 Referandum Faciası ve Bir Milletin Belasını Bulması

Malum skandallarla dolu Anayasa değişikliği referandumu ile ilgili bir şeyler yazmak için önce gelişmeleri gözlemlemek istedim. Geliş yokmuş meğer. Boğazımıza kadar boka batmışız ve konu da kapanmış.

Burada meşruluk tartışması bile yapmak istemiyorum. Çünkü bunu tartışmak bile bu aşağılık sürecin insan gibi değerlendirilmesi demektir ki hiçbir insanlığı hak etmeyen bir süreçten geçtik.

Yine insanlığı hiç hak etmediği halde siyasi figüranlara bilhassa da CHP'ye saydırmadan geçemeyeceğim. Anladık ki Türkiye'de Cumhuriyete sahip çıkmayı kendine görev edinmiş geniş kitlelere ulaşabilen bir siyasi parti yok. Bahçeli zaten efsane ifşa oldu, Kılıçdaroğlu CHP'si de efsane rezil oldu. Hala ifşa olmadılar sanıyorlar muhtemelen. Kılıçdaroğlu! Sen ne zaman bizim biricik kurtarıcımız, vazgeçilmez ölümsüz ve sonsuz liderimiz oldun? Kene gibi yapıştın koltuğa, ne için? İtin çakalın cirit attığı ortamda civciv gibi gezdin diye mi? Ne büyük lütuf! Ne büyük başarı! Belki de görevli olduğun için olmasın?

HDP'nin de niyetinin Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkmak olmadığını dünya alem biliyor olmalı? Onlar da diğerleri gibi emperyalist sikiyle vadedilmiş toprakları, servetleri, makamları alacaklarını sanan, potansiyel Barzani uşakları. İtin, itinin, itinin kuyruğu olmayı tercih ediyorlar yani. Oysa tam bağımsız özgür bir ülkede özgür bireyler olarak yaşama ihtimalimiz yıllar önce avucumuza bırakılmıştı. Tüm iyi ihtimalleri öldüren aptallıklar, cehalet, küçük hesaplar, hesaplaşma adı altında sonsuz döngüler ve umduğunu bulamama trajedisi daha çekici geliyor demek. Yahut halkın açken, esirken, ucuz askere dönüştürülmüşken, öldürülürken kendini adam sanmalar ama aslında ayakçı olmalar.

Küçük olan partiler de uzun süredir bu işin içinde ve bu kadar süredir oyunda olup da kirlenmemiş bir alternatif yahut geniş kitlelere ulaşacak bir alternatif olduğunu düşünmüyorum. Gerekirse bağımsız adaylarla girip içeride grup kurulmalıydı. Zira HDP de barajı geçmeden önce bunu yapıyordu. Çünkü bu şerefsizler sine-i millet gibi bir seçeneği dahi tatlı vekil emekliliği için gündem yapmıyor. Hiç meclisi boş bırakmamak için martavalı okumayın. Meclisin hiçbir fonksiyonunun kalmadığını 5 yaşında çocuklar bile biliyor. Elinizdeki tek silah seçime gitmeye zorlamak. Pahallı süs bitkiliği görevinizi devam ettirirken mecliste tek başına kalmış bir AKP'yi ve diktatörünü meşru göstermekten başka bir işe yaramıyorsunuz. Yazıklar olsun bu satılmışlar ve basiretsizler sürüsüne. Halkın meclisinde halk olmalıydı, sömürgeci uşağı satılık kuklalar değil!

Ve gerizekalı solcular. Bugün şu şartlarda dahi hak ararken arada Atatürk'e sataşmayı ihmal etmeyen beyinsiz kullanışlı aptallar. Atatürk gerçek bir devrimcidir. Öyle atan tutan türünden de değil devrimi gerçekleştirmiş bir devrimci. Yendiği de saltanat yani monarşi, emperyalist güçler yani her gün arkasından atıp tuttuğunuz ama bir yandan da sürekli ekmeklerine yağ sürdüğünüz. Evet sosyalizmi getirmedi. Siz sanıyorsunuz ki devrimcilik sosyalistlerin tekelinde tıpkı kendini ahlakın mutlak otoritesi sanan dindarlar gibi dogmacı ve yobazsınız çünkü. Atatürk istese sosyalizmi de getirebilirdi zira sosyalist devrimler yapılmıştı. Ama o sosyal devleti tercih etti ve çok daha uzun zaman bizi götürebilecek bir sistemin temelini attı. Bugün o sosyalist devrim yapılan ülkelerde hal belli. Ya bitmişler ya da diktatörlük olarak insanlık onuruna yakışmayan şekilde yönetiliyorlar. Oysa bizim ülkemizin bir şansı vardı. O şansı bize Atatürk verdi. Onun verdiklerinin üstüne bir tuğla dahi koyamasak da hala o temelin ekmeğini yiyeybiliyorduk. İşte bu kadar ileri görüşlüydü. Utanmadan elalemin terörist kılıklı despot devrimcilerine özeniyorsunuz. Onların hangisi halkına bunca özgürlük sundu. Hatta zorla özgürlük verdi? Hem beyinsiz hem de nankörümüz çok. Çeşit çeşit.

Gelelim halkımıza. Atatürk'ün bir sürü inanılmaz özelliği var ama ben en çok sabrına hayret ediyorum. Vatan elden gidiyor, milyonlarca insan geviş getiren büyükbaş gibi izliyor. Atatürk ise onları kurtarmak için onları ikna etmeye uğraşıyor, didiniyor. Ve aslında bu yaptıklarının hiçbirini hak etmedikleri gerçeğini hiç önemsemiyor. Bu gerçekten kişiselleştirilmiş bir davadan başka bir şey olamaz. Tüm öküzlere rağmen kendim ve bu öküzler için ben bu şerefsizleri yeneceğim azmi, ısrarı ve sabrı gerçekten inanılmaz. Bu insanların bu beş para etmez hali insanı her türlü davadan caydıracak büyüklükte. Böyle diyorum çünkü tahmin ediyorum ki o zaman da bu zamandan çok farklı değildi. Tabi onların aç, sefil, cahil olmak gibi bahaneleri vardı belki. Dünyadan haberleri yoktu belki de gerçekten. Ama görüyorum ki 2017'de yani iletişim çağında yaşasalardı torunlarından farklı olmayacaklardı. Ama Atatürk nasıl bir sabra sahipse bakın diğer özellikleri sayesinde evet ama en önemlisi o inanılmaz sabırla bu işi aldı yürüttü ve başarıyla neticelendirdi. Bende ondaki sabrın milyonda biri yok. Olamaz da. Bir bu insanlara bakıyorum bir bu şerefsizlere. İnanın öyle büyük de bir fark göremiyorum. Biri yağmacı, hırsız, katil diğeri ise kendine hiç zarar gelmediği sürece haksızlık karşısında gerekirse susan dilsiz şeytan. Ama hepsi de zarar görecek. Çünkü kötülük böyle bir şey. Bir başladı mı demirden kar topu gibi büyür. Dünyayı gezer dolaşır sonra bir bakmışsın kendi başlattığın yahut durdurmadığın o şey senin üstünden geçiyor.

Valla bu ülkede oy vermek de anlamsız, oyunun peşine düşmek de anlamsız. Sanırım bu ülke ingiliz ve Yahudi köpeği Arapların köpeği olmayı çoktan hak etmiş. İt ite it kuyruğuna düzeninde kuyruk olmayı hazmedebilenleri tebrik ediyorum. Mideler sağlammış baya. Bende reflüden gastrite her yol var. Bu şartlar altında yaşasın Talcid yaşasın Rennie ve diğerleri demekten başka bir şey bulamıyorum. Benim yeni liderlerim bunlar, eczaneler de misak-ı millim. Hoşçakal Atatürk. Seni hak etmedik Allah da belamızı verdi. Bence iyi de yaptı.

Bu ülkede Türklerin dertlerinden başka herkesin derdi bu milletin derdi olmuş. Nasıl oldu bu acaba? Hani çok eleştirilip sömürgeci ilan edip sonra da o sömürgecilerin yazdığı, anlattığı, dayattığı her şeyi mutlak gerçek olarak kabul eden hıyarlar sayesinde olmasın? Yahut bile isteye gönüllü satılık ezik hainler (bunların küçük bir kısmı kuyruk acısının sürekli cilalanmasının eseri kalanı ise ucuz satılıklar) sayesinde. 

Biz Türkler döne döne acılarını anlatıp Medine dilencisi gibi sürekli dilenen bir millet değiliz. Keza sinsilikten de sakınırız. Bunları kendimize yakıştırmayız. Tarihte de bu böyleydi şimdi gerçek Türkler de aynı bu şekilde devam ediyor. Bu kendini beğenmişlik yahut kendi başına gelenlerden utanmak ile alakalı bir duygu değil. Bu savaşçı bir milletin doğal karakteri. Hayatta korkunç şeyler başına gelebilir. Onlarla savaşırsın. Yenersen ne ala yenemezsen ona da eyvallah. Adil ve dürüst bir savaşçıysan yapacağın tek şey adil ve dürüst bir şekilde savaşmaktır. 

Bizler kendini acındırmayı, acısını pazarlayıp ondan rant sağlamayı alışkanlık haline getiren milletlerden değiliz. Hileye hileyle karşılık verecek kadar da düşecek değiliz. Savaş baltalarını gömdüğümüz yerden çıkarır açık açık, göstere göstere tam da hak ettiğiniz gibi kellenizi alırız. Bizim tarihimiz bu gerçeklikle tekerrür etmiştir. 

Bizim savaşçılığımızı yontmak için romantik ideolojiler, dinler ve bizi bize düşürecek yalanlarla geldiler hep. Kendileri boy boy nükleer silah üretirken bizim insanlarımızın kulaklarına "Askerlik çok kötü bir şey", "Ne demek asker millet? Barbarlık bu" yalanları fısıldadılar. Evet her birimiz askeriz? Ya ne yapacaktık? Onu bunu zorda bırakıp yahut maddiyatla besleyip ucuz askerimiz mi yapacaktık? Yahut sinsi sömürgeci politikalarla başkalarının vatanlarındaki doğal kaynakları mı ele geçirecektik. Biz kendi işini kendi gören bir milletiz. Kadın erkek çocuk demeden gereğini yaptık. Yine yaparız yahut yapamaz eyvallah deriz. Ama bizim Türk olduğumuz gerçeğini asla ve asla değiştiremezsiniz. Bu nesil gider başka bir nesil gelir ve siz yine başaramadık dersiniz. Hep dediniz, hep de diyeceksiniz.

13 Nisan 2017 Perşembe

Tiwitter Hesabım Violent Gerekçesiyle Askıya Alındı Başvuruda Bulunmayı Düşünmüyorum Bilginize

  •    Gerekçe de şöyleymiş. Tabi hangi twit ne filan bir bilgi yok. Öylelik O_o  Violent threats (direct or indirect): You may not make threats of violence or promote violence, including threatening or promoting terrorism. 
Bu arada hesap orada duruyor görünüyor ama benim girmeye yetkim yok ve hesabımın bu gerekçeyle askıya alındığını yazdılar ekrana. Ve ısrarla cep telefonumu soruyor o bu O_o Belki de silinmesi vakit alacak hemen silinmiyor zira yazmışım da yazmışım. (Silinmedi hala, arada silinmesin diye kıllığına log in oluyorum daha hala tel soruyor zibidiler O_o).




Yeni bir hesap açayım dedim o da 24 saat dayanmadı :) Sansür en sevdikleri :/


Nasıl bir teknolojileri varsa DNS kullandığım ve IP'imi sıfırladığım halde başka değişik bir mail adres ile açtığım yeni twitter hesabı açılır açılmaz kafadan askıya alındı(TT Kablonet modeminden kıllanıyorum) O_o Nasıl bir kara listeye alındıysam demek, Silivri'ye ziyaretime gelirsiniz artık :p



Çok eğlenceliler yalnız şu da var;

Benim atam bu yurdu düşmanın önüne attığı kemikleri elinin tersi ile itip kanını dökerek bize miras bıraktı. Ben onlara nankörlük edip de aç biilaç savaşarak miras bıraktıkları vatanımı bu şerefsiz, ezik, çomar, cahil, aptal, karaktersiz, utanmaz, yüzsüz, arsız vatan hainlerine altın tepsiyle sunacak değilim. Şerefsiz bir korkak gibi yaşayacağıma dipsiz bir kuyuda geberirim daha iyi.

7 Nisan 2017 Cuma

Üst akıl o kadar da akıllı olmayınca ama ondan da aptal çok insan olunca

Malum Suriye'deki kimyasal silah yaygarasına tepkilere bakınca anlaşılıyor ki Trump da ele geçirildi. Belki Obama sayesinde tefeci Çin'e kolu bacağı kaptırmaktan, belki nükleer tehditler belki fırsatçılık ve alacağı komisyona bakmak. Daha dün Irak işgali hataydı, Orta Doğu'da barış olmalı, İkiz Kuleler'e biz kendimiz saldırdık, tüm bunlar ahlaksızlık diyen ve bunları diyerek oy toplayan, kimseden bağış almadan iktidara gelen Trump 3 ayda kolu bacağı kaptırdı. Tekliflerini kendi yerleştirdiği kişiler bile yasalaştırmadı. Artık her yere nasıl sızılmış, nasıl açmazlar çıkmazlar yerleştirilmişse şurada üç gün ömrüm kalmış bari tarih yazayım ulan, uluslararası işbirlikleri ile, yasal hakları kullanarak, gerektiğinde operasyonlarla değiştireyim gidişatı demek yerine sıradan bir şeytan olmaya karar verdi Trump.

Trump gibi başka ABD başkanları da vardı geçmişte malum. Trump'ta denedikleri model Woodrow Wilson modeli muhtemelen. Bu da savaşa karşıyım deyip oy toplayıp 1. Dünya Savaşı planlarına dahil edilmişti. Bir de Johnson modeli var misal o da ezilenler, barış vs. diyerek geldi Beyaz Saray'a ve Vietnam işine sokuldu. Şu an adı bile anılmıyor. Peki bunlar varken kimin adı hala her liboş dizisi ve filminde nefretle anılıyor? Çin ve Rusya ile barışçıl ilişkiler geliştirip işbirliği yapmaya çalışan Nixon. Madem Watergate başkanın istifasını gerektirecek ölçüde büyük bir olaydı da Obama ve Hillary ile ilgili gayet şüpheli iddialar neden bu kadar kolay yok sayıldı?

Belki Trump şimdilik her şeye he he deyip Rusya ve Çin ile sürdürdüğü yüz yüze görüşmelerde başka şeyler konuşacak bir yolu seçmiştir ama gizlilikle başarı sağlanacak bir dünyada yaşamıyoruz. Hatta başımıza ne geliyorsa bu sinsi oyunlardan geliyor zaten.

Putin de yine ofsayta düştü. Belki Mısır'da olduğu gibi Mısır'ın enerji kaynaklarına BP aracılığıyla el koyan İngilizler tıpkı orada olduğu gibi hisse teklif etti? İşgal ve talanın adı nasıl da yatırım oluveriyor di mi? Belki yine nükleer tehditler? Başka açmazlar, başka çıkmazlar?




Esad avantajı ele geçirmişken neden sanki ruh hastası bir sadistmiş gibi çocuk katletsin? Buna kime inanır? İnanıyorlar ama. Mezhepçilik diyen var. Kimse senin sikko dünya görüşlerin ve dini inançlarını ciddiye almıyor mal kardeşim. Sen bir aptalsın ve aptalları kimse ciddiye almaz. Sadece kullanırlar onları.

Görüldüğü üzere tek bir planları yok. Alternatif durumlar için alternatif yedek planlar var her zaman. Hillary seçilsin, seçilmezse o zaman şu yapılır olmadı o zaman bu... bir sürü yedek plan, yedek insan vs.

Aynı senaryoyu Irak'ta da gördük. O kadar rahatlar ki öyle yeni senaryolar yeni fikirler filan yok. Kopyala yapıştır, öyle de yiyorlar böyle de. Saddam da güya Kürtleri kimyasalla katletmişti. Bütün propaganda broşürleri ile(BBC, CNN, NYT vs.) dağıttıkları Küreselci hikayesi ne anlatırsa anlatsın Saddam'ın bunu yaptırdığı gayet şüpheli. Yani bütün diktatörlerin en büyük hayali kimyasal silahla çocuk öldürmek olamaz? Onun için mi diktatör oluyor bunlar? Bu bana ElitePedoRing skandalındaki(pizzagate) çocuk düşmanı sübyancı zihniyeti o kadar hatırlatıyor ki. Yani o kadar belli ki senaryoların ruh hastaları tarafından yazılmış olduğu. Kimse durduk yere katledilmiyor önce onu kabullenin. Bu Kürtlerin suçu da değil tabi. Saddam'ın aleyhine kullanılacak katliam, Irak'ı kimyasal silahla donatanlar, nükleer destek sözü verenlerin İran'la itişmeyi kullanması. Bazen gerçekten katliam var mı o da şüpheli oluyor zira bildiğiniz film seti kurdukları da vaki.

Bakınız bunlar bir taşla otuz kuş vuruyor. Bu senaryoyla hem Saddam'ın aleyhine delil(sahte) topladılar hem Kürtlerden ucuz ordu kurdular. Zaten Saddam bir noktadan sonra sana nükleer vereceğiz sözleri, Orta Doğu liderliği filan bunların yalan olduğuna uyanıp Kuveyt'e daldı. Bu bir intihar saldırısıydı elbette. Böyle böyle deliriyor işte şeytanla masaya oturup anlaşan herkes. Saddam o kadar da mal mıydı acaba?

Bu rezilliklerin hepsi tabi ki rant amaçlı. Misal Mısır'ı güya Arap Baharı ile darbe ile mahvet, ondan sonra yağmaya git rakibe de sus payı ver. Genelde ülke bazında bakılıyor ama ülkelerin alakası paravan şirket haricinde gayet sıfır oluyor. Komisyonla yetiniyor birileri. İki arada bir derede Akdeniz'deki doğal gaz rezervlerinin Güney Kıbrıs'a verilmesi ki bu rezervler için hak iddia eden ülkeler hatırlanırsa şöyleydi Türkiye(malum arama gemisi yollandı baya olay olmuştu), Mısır, Suriye, Lübnan, KKTC, Gazze şeridi bölgesi(Buraya kadar sayılanların başına neler geldiği malum) Güney Kıbrıs, İsrail. Şimdi mülkiyet Güney Kıbrıs'ta çıkaransa İsrail'de. Hangi ara oldu bu?


Çıkartmakla bitmiyor tabi lojistiği var bir de bu işin. Buyrun hangi ülkeler girmiş işin içine.




Tüm bu aktörler son yıllarda yaşadığımız trajik olayların, çeşitli katliamların neresindeler acaba? Cevabınız hiçbir yerinde ise işte tam da onların istediği gibi mal bir insan modelisiniz. Eğer buna rağmen bunlara değil de işgal edilen ülkelerde işgale direnenlere kızıyorsanız ve işgalcilerin kuklalarını alkışlıyorsanız bunlar için daha da makbul mallarsanız. Ekmeklerini sizden çıkartıyor bu şerefsizler.

Elbette oyun alanları bunlarla sınırlı değil. Daha pek çok farklı alanda akçeli işler kovalıyorlar. Mesela ABD'yi borç batağına sürükleyip defalarca kazıkladılar.




Bunlar asla sömürgelerinin bağımsızlığına filan tahammül edemez. Kıro bir mafya gibi onları sürekli cezalandırır. Dünyaya kimin güçlü olduğunu bir orangutan gibi göğüslerine vura vura, bağıra bağıra haykırmak zorunda olan primat kafalar bunlar. Sen olay Güney Afrika'da zenciler heyo oalyı sanırsın oysa bağımsızlık talep edip söz dinlemeyen sömürgesine ceza kesiyordur. Ay ne tatlı çocuk yea deyip Kanadalı şarlatanı alkışlarsın ama o şarlatan Kraliçesine tam bağımlılık yemini etmiş bir "liberal"dir. Tıpkı senin hep akçeli işlere bakan bakanın gibi.

Küçük ortaklarını da cezalandırırlar zaman zaman. Bakınız yapılan bir kritik hata ve hop KKTC.



Meşhur Bilderberg toplantılarından biri daha bu olaydan sonra Türkiye'de yapılır ve konuklar arasında Ecevit de vardır artık. Üç tane toplantı vardır böyle -> 18–20 Eylül 1959’da İstanbul Yeşilköy’de, 25–27 Nisan 1975’te İzmir Çeşme'de Altın Yunus Otel'de ve 31 Mayıs-3 Haziran 2007 yılında yine İstanbul'da Ritz Carlton Otel'de yapılmıştır.



Kıbrıs meselesinde aksiyon alan ilk kişi İsmet İnönü'dür. Bakın başına neler gelmiştir(NTV arşivinden Erol Çevikçe'nin yazısından alıntı)





Bu arada ek bilgi olarak 2007 yılı toplantısının katılım listesi(Wikipedia TR Bilderberg toplantıları):  "basına yansıyan bu on üç kişilik listede şu isimler yer almıştır: Bilderberg Türkiye Daimi Temsilcisi Mustafa Koç, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, UNDP Başkanı Kemal Derviş, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ile başkan yardımcıları Ümit Boyner ve Cem Duna, eski TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu, eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Ayşe Soysal, Coca-Cola İcra Kurulu Başkanı Muhtar Kent, eski Dışişleri Bakanı ve Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Emre Gönensay, gazeteci Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand." 


Kurlar mesela ne kadar enteresan hareket ediyor di mi? Yahut hisse senetleri aslında değerlerinin ne kadar üzerinde şu an? Yeni kurulmuş şirket 10 senede gelemeyeceği hisse değeri fiyatına bir haftada geliyor. Ortada kar yok bir şey yok? Bu tüm dünyada böyle. MeselaForex piyasasında kaldıraçla işlem yapıyorlar. Yeri geliyor 1'e 100 oranla oynuyor yatırımcılar. Sen diyorsun ki Türkiye Cumhuriyeti'nin hiçbir kredibilitesi yok, ne üretim araçlarına yatırım var, ne de yatırım yapanın yatırımının güvencesi hukuki bir sistem mesela. TL değer kaybeder diyorsun. Kaldıraç Türkiye'de şu an 1/10'a sabitlediler düne kadar 1/50 vardı(bir sürü küçük yatırımcı yurtdışına parayı kaptırırken izlediler sonra birden ipin ucu kaçıp da kurlar çıldırınca aaa neden böyle bir şeye izin veriyoruz dediler aniden), diğer ülkelerde 1/100 var. Yani yatırımcının normal beklentisini karşılayacak herhangi bir ekonomik büyüklük yok. Çünkü sen parite 2,90'dan 3,10'a çıkar diyorsun mesela ve bunu bir sürü kişi diyor e çarp bunu o kadar kişi ve yatırdıkları para ve kaldıraç oranı ile. E bu parayı sana öder mi o kasa? Hayır kasa daima kazanır.

Reel ekonomi diye bir şey yok. Her şey sanal ve tamamen kumarhane mantığında. Elbette tüm sistemleri elinde tutan finansal kurumlar robot yazılımlarla piyasayı rahatlıkla regüle ediyor. Bugün TL/Dolar paritenizi nasıl isterdiniz majesteleri? (Kıbrıs, Avustralya ve adını bile hiç duymadığımız ülkeyi kimlerden sayalım acaba?)






Bunlarla bitmiyor tabi. Bankaların ele geçirilmeleri, offshore hesapları meseleleri vs. var. Kara paraların istiflendiği, diktatörlerin tasarruflarının ve kefen paralarının saklandığı mesela(daha hiçbirine nasip olmadı onları kullanmak?). Mesela bizi de çok güzel batırdılar, tereyağından kıl çeker gibi. Hem de defalarca.





Hazır adları geçmişken şeytanla masaya oturacaklara ibret olması bakımından bir küçük hatırlatma daha.




Küreselciler sürekli sınırların kaldırılması, serbest ticaret, uygun maliyetler, globalleşme anlatır. Ama bunlar kendilerine globaldir. Başkalarının global ticaret yapmasına zinhar müsaade etmezler. Mesela Hindistan son derece yasal yollardan uygun maliyete jenerik ilaç üretir ve bunları uygun fiyata ihraç edip sağlık sektöründeki tekelleşmeyi ve yumuşak karnı olan insanların sömürülmesini kırmak suretiyle de ticaret yapmak ister. Ama zinhar izin vermezler.



Ha sen mesela Pakistan'da nasıl oluyor da nükleer teknoloji var diye düşündün mü hiç. Yani bunca devlet arasında neden Pakistan acaba? Hindistan'la sürekli din meseleleri bahane edilerek kapıştırılmaları? Bu tıpkı Trump'ın Kuzey Kore'ye bir şey deyin atmasın bize nükleer demesi gibi elbette ona o gücü verenlerin niyetinin kimleri sıkıştırmak olduğu açıkça belli. Pakistanlılar çok mu özel dahiler de yahut neden bu güçleri bahane edilerek işgal edilmiyorlar? Baya sadıklarsa demek?

Yani mevzular bitmiyor, görüldüğü üzere değerli madenler meselesi var. Patent meseleleri var. Uranyum madenleri ve işlenmesinin patenti gibi çok kritik mevzular var.




Tabi daha pek çok alanda düzenlerini çoktan kurmuşlar. Glisemik indeksi yüksek işlenmiş gıdalarla yedikçe acıkan insanları çiftlik hayvanı gibi beslemek. Onları sürekli depresifleştiren ve sağlıksız besleten dünya düzeni ile kendilerini rahatlatmak için ihtiyacı olmayan şeyleri tüketen tüketim manyaklarına dönüştürmek.

Buyrun şimdi de örneklerle ülkemizde olanlar. Hollanda ile sözde bir kapışma. Netice Hollanda seçimlerinde İngiliz favorisini birinciliğe taşıdı. Bizde henüz bir netice yok.






Bakınız "Çanakkale geçilir" dedirten zihniyet, "Sizin gibi denize dökmeyiz" dedirten zihniyet, İngiliz uşağına Nene Hatun dedirten zihniyet hepsi aynı zihniyet. Kuklalarının safını belli ettirip mesajlar yağdıran, bizi aşağılamak için her yola başvuran bu ezik zihniyet yenilgiyi asil bir savaşçı gibi kabullenmekten çok uzakta olup bulabildiği tüm kindar, ezik, zavallı ve hain kuklayı üzerimize sürmekte.




Referandum sonrasındaki ezik AA yorumuna göre tebrik bildiren "dünya lideri" sahibi "dostumuz" Katar o sıralarda Türkiye Kıta sahanlığında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yahudi Rockefeller'ların fonlarıyla kurulan Teksas merkezli ExxonMobil'e Katar Petrol ile birlikte Kıbrıs açıklarında petrol arama hakkı veren bir anlaşma imzalıyor. 



Bakınız İsrail'i "van minüt" diyerek güya "fetheden" ama İsrail'in sözünden bir kere bile çıkmamış şahıs referandumdan önce hayır diyen herkese terörist, cehennemlik vs. demekten gayri daha neler demişti. İzmir'de biz bu ülkenin insanlarının düşmanlarını dökmüştük denize, bu ülkenin insanalrının düşmanı olduğunu açıkça beyan mı ettin yoksa yine?



Ama halkımızın büyük bir kısmı Osmanlı bakiyesi tuhaf ve hain tipler olduğundan ve bunlar İngiliz Muhiplerinin ve Kürt Tealicilerin replikası olduğundan, devletimizin tüm kurumları, kuruluşları, organları işgal altında olduğundan kötü sonuçlara elbette hazırlıklıyız.




Kukla aktörlerini öyle tesadüfen de seçmiyorlar tabi. Pek çok kriterleri var ama her şeyden önce nesillerce hainlik çok önemli bir kriter. Kendilerinin kışkırtıp(bunu genelde rüşvetle yapıyorlar) cezalandırılmasını sağladığı kişilerin torunlarına bak bunlar senin dedeni astı ha diye gaz bile veriyorlar muhtemelen.











Görüldüğü üzere kapıyı açan hain ve mallar sayesinde içimize yerleşip devletimizin tüm kurumlarını, tüm malvarlığımızı(parsel parsel, şirket şirket satılanlar, rehin edilmiş altın rezervleri, varlık fonu=düyun-i umumiye...) ele geçirmekle de yetinmeyip askeri işgal için de tüm hazırlıklarını tamamlamak üzereler. Karasularımızda jandarmalık yapan NATO gemileri, elimizden alınıp Yunanlara verilen ve mühimmat deposuna dönüştürülen adalarımız, doğu sınırımızda temizlenen mayınlar, kimseye sormadan İncirlik Üssü'ne yerleştirilen nükleer silahlar(Bunları hangi yetkiye dayanarak yerleştirdiler? Meclisten geçti mi onayı? Bize karşı kullanılmayacağı yahut bize saldırılmasına neden olmayacağı garantisi kim tarafından verildi? Var mı böyle bir garanti?)...










Ve bizim bir ordumuz dahi yok. Çünkü o orduya yıllarca mayınlarını yerleştirdiler ve sonunda da patlattılar o mayınları. O orduya mayınlar yeni yerleşmedi. NATO askerleri ile yıllarca gerek Kürtlere anlamsız eziyetler ederek gerek başörtülüyü nizamiyeden içeri almayarak bugünlere hep hazırlık yapıldı. Her şeyi kendilerinin sağ iktidarları ve NATO askerleri yaparken nedense suç iktidara bir türlü gelemeyen Atatürk'ün izinde olanlardaydı. Ve evet 15 Temmuz trajikomik bir tiyatrodur. Bunlar daha 50'lerde tohumu Marshall yardımları ile atmıştı, bizi NATO bataklığına sürükleyip her türlü medeni hamlemizi bir bir baltalayıp Osmanlı bakiyesi eski piyonlarını tekrar satın almaları elbette sadece bugünün meselesi değil. Şimdi de hasat yapıyorlar.

Birileri sürekli hatırlatıp özet geçmesine rağmen ısrarla unutuluyor.



Bizimle öyle bir dalga geçiyorlar ki MİT diye bir teşkilat var malum. Bakınız İngiltere'nin iç istihbaratı MI% ve dış istihbaratı MI6. Bizim istihbarat ise MIT(Türkiye). Bunlar aşırı komik tesadüfler de olabilir(mi böyle bir şey?). Mit kurulduğunda iktidardaki hükümet de bu.







Artık gizemli komplolar filan yok aleni ahmaklık teşhiri var sadece. Özellikle bu yeni nesil üst akıl pek de zeki değil fakat maalesef halklar onlardan da gerizekalı ve ezik bir tutum içinde.. Bir kısım mal sırf türlü çeşit malın kontrollü bir şekilde olan biteni ahmakça sulandırması yüzünden mahalle baskısı ile ay ben komplo teorilerine inanmam ezikliğinde. 3 kişinin bir araya geldiğinde 4.'nün kuyusunu kazdığı bir dünyada, irili ufaklı pek çok çeteleşmenin an ve an yanıbaşımızda peydahlandığı, kolektiflik adı altında birbirini yalayan, birbirinin açığını kapatan, birbiri için yalan söyleyen, birlikte lince organize olanların dünyasında (ki bunların pek çoğu solcular, dinciler gibi ulvi etik değerlere sahip olduklarını iddia eden ahlak neferleri!) büyük ölçekli çeteleşmeler elbette kaçınılmaz olacaktı. Bir kısım da pek bir inanıyor bu derin ve sinsi işlere ama cehaleti ve aptallığı ile ciddiyetin içine edip bunların ekmeğine yağ sürüyor. Bazıları provoke edilen, manüple edilen kişinin kendi olamayacağına hep diğer tarafların aptal olduğuna inan(dırıl)mış. Oysa her kesime yapılıyor bu. Gayet de başarılılar çoğu zaman. Mesela protestocuların hepsinin hesabına para geçmiyor tabi ki. Onları yönlendirenler götürüyor malı. Aynı ey Gezi'de de oldu. İstediğiniz kadar ben gönüllü gittim deyin gönüllü gideceğiniz düzeneği kuran onlar. Ben de katıldım. Kaç kişiyiz, neler yapabiliriz onu görmek istedim. Düzeneği kuran onlar olsa da o düzenekle ne yapacağımıza biz karar verebiliriz. Tabi ki buna yeltenenler aptal olmamalı. Çünkü bu tip girişimlerin elimizde patlaması için de gerekli önlemleri almışlardır muhakkak.

Büyük bir kesim zaten ilgisiz, kendi konforlu minik hayatında saklanırsa başına hiçbir şey gelmeyecek sanıp kafasını kuma gömüyor. Oysa bu aşağılık sinsiler öyle çok zeki çok akıllı filan değil. Sadece ve sadece aşırı yüzsüzler. Ayakkabıcı gibi babadan oğula dolandırıcı şerefsiz bunlar. Psikolojileri de hiç sağlam değil. Hangi normal psikolojiye sahip insan sinsi planlarla milyonlarca insanı öldürür? Doyumsuzluk tüm bünyelerini sarmış, trajedi ve kaostan beslenip güçlü hissetmek için her şeyi yapmaya hazırlar. Ancak bu şekilde bir şeyler hissedebiliyorlar belli ki. Ve de kök salmışlar dünyaya resmen. Leş bir kök. Sökülüp atılması gereken.

Sıkıntı tam olarak bu. Fakat bunu da aşacağımızı düşünüyorum.

O kökleri sökecek olan ifşa, şeffaflık ve yasal hakların kullanmasıyla, uluslararası anlaşmaların yapılmasıyla sağlanacak sıkı bir temizlik. Halkların talebi bu olmalı.

Yeterince insan durumun farkında(hem sayı hem donanım olarak). İş sadece organize olmaya kalıyor. Dürüstçe her yerde herkese bunlar anlatılmalı, anlaşmalar yapılmalı. Bunlar gizli kapılar arkasında değil, objektif bir şekilde, taraf olmadan ve eşzamanlı olarak yapılırsa gerçekten çaresiz kalacaklar.


Şu unutulmamalı, bizler hainlerle tecrübesi çok bir milletiz ve onlara ne yapacağımızı da çok iyi biliyoruz. Düşman tecrübemiz de pek çok. Artık başka bir çağdayız. Sizlerden nefret eden insan sayısını ve onların zekasını küçümsemeyin. Teknoloji ve iletişimi sadece istihbarat ve propaganda için kullanan o minik beyinleriniz dürüst bir iletişimle neler yapılacağına şaşıracak. Bu sizin hiç de iyi olmadığınız bir konu belli ki. Yaptığınız her şey çağın çok gerisinde dinozor bir zihniyetin hastalıklı oyunlarından ibaret. Bu oyunun kazananı asla olamaz ama artık kaybedeni olmaktan bıkmış büyük yığınların öfkesi ile karşı karşıya kalacaksınız. Yani dünya düzeni hiç de istediğiniz gibi kurulmadı. Sizin hayalinizdekinden çok daha başka bir düzen için de her olanak mevcut. Ve o düzende sizin gibi eskimiş, yoz, ahmak, ezik, hastalıklı kafalara yer olmayacak. Tarih olacaksınız hepiniz. Ve tarih sadece sizlerle savaşıp gerçekten kazananları hatırlayacak.



Asla unutulmaması gereken bir öğüt...



1 Nisan 2017 Cumartesi

Nezaket mi Kamuflaj mı?

Zaman zaman bir peygamber edasıyla tebliğler yağdıran, bizleri yüce gönüllülükle kucaklayan solcu ve liboşlara rastlıyoruz. Karşımızdaki insanlar gerçekten yüksek bir aydınlanma yaşayıp ışıklarını bizle paylaşmaya tenezzül etmiş ermişler mi yoksa yine mi bir saçmalığın ortasında kaldık. Cevap genellikle ikinci şık oluyor maalesef.

Günümüzde yaşamakta olduğumuz bir kısım aymazlık döngüsüne, ahlaksızlık konforuna kapılmış çomar sürülerinin böyle olmasının tek sebebi kapitalizmmiş, sistemin bu şekilde yönlendirmesiymiş... Oysa görüyoruz ki maddi imkanları olmadığı için yeterli eğitim almamış pek çok insan(bu Anayasa'sında "sosyal devlettir" diye ibare olan bir devlet için utanç kaynağıdır elbet)  gayet olan bitenin idrakında ve tavırlardı da çok net.

Fakat bu üstün insanlar suçu tamamen sisteme atıp ısrarla eziklik kaynaklı ahlaksızlık çukurunda debelenen kişileri lütfedip "hoş görüyor" ve aklıyor. Bu aslında bildiğimiz kibir. Yukarılarda bir yerlerde olmadığın halde üstten bakıyor olduğunu sanma.

Hayatım boyunca sıklıkla duyduğum bir şey var. "Haklı olsan da üslubun bık bık". Kendi düsturum doğrudur, haklıdır yahut değildir şu: Söyleyeceğim lafı ben kendim, söyleme şeklimi ise lafı söylediğim kişi seçer. Bu aynı frekansta olmadığınız kişiyle iletişim kuramayacağınız gerçeğiyle alakalı bir tercih.
.
Tabi böyle yapınca zaman zaman "ben ne dedim ki şimdi", "ben burada kibar kibar konuşuyorum" gibi itirazlarla karşılaşmak pek mümkün. Kibiri nezaket pelerini ile süper kahraman olarak takdim etmek bu. Nezaketi pasif agresyona yahur ironi adı altında gayet aktif agresyona alet eden çok insan var. Çoğu insana da yutturuyorlar bu algı aldatmacasını. Ama herkes yutacak sanılmasın. Çoğu insan en çok kendinin avukatı olmayı sevdiğinden bunu yapmadığını/bunu planlı olarak yapmadığını iddia edebilir. Doğrudur da. Bu da başlı başına şuursuzluk. Şuursuzluk da bir ihmal meselesidir. Kişiyi doğrudan aklayan bir mazeret değildir.

Ben de zaman zaman sosyal mecralarda yahut reelde çok dangoz bir fikri savunan insanlarla nezaketli iletişim kurmaya gayret ediyorum. Çünkü nadiren de olsa bazen insanlar gerçekten körlüğe düşüyor. Aslında örtülü kötü bir niyetleri olmasa dahi acayip fikirlere kapılıp gitmiş olabiliyorlar. Bu mental kapasite yahut mental bozukluklardan kaynaklanabiliyor. Bu insanın hali elbette diğerleri ile bir değil. Bunlar istisnadır. Zaten dağılmaya müsait psikolojilerine eziyet etmek manasızdır. Bunlara bir şeyi anlatmak, açıklamak, bunları yönlendirmek profesyonel insanların işidir. Fakat bu insanların sayısı da öyle çok değil. Yani sizin "yüksek merhamet"inize muhtaç insan sayısı hepsi ve herkes gibi miktarlardan çok uzakta.

Birilerine yüce gönüllük taslamadan önce, kendinizi birilerini iyileştiren ulvi el olarak görmeden önce yeterince gönlünüz var mı? İyileştiriyorum sanırken virüs mü bulaştırıyorum acaba diye önden bir kontrol ediniz. Bunu mümkün olduğunca objektif bir şekilde yapmak için farklı insanların sizi nasıl gördüğünü de test ederek yapınız. Belki de olmak istediğiniz kişiden o kadar da uzakta değilsinizdir ama biraz emek vermeniz gerekiyordur.

Temel Vatandaşlık Bilgisi: Devlet Bir Nedir? Neden Tarafsız Olmalıdır?

Ahmet Necdet Sezer'in tarafsızlığını tartışmaya açmışlar. Tarafı devletti. Devlet Anayasa'dan ibarettir. Devletin kurucu lideri Atatürk'tür. Siz tarafsızlığı yeri geldiğinde Arapçı götü, Kürt götü yalamak olmadı liboşçuluk solculuk oynamak tutmazsa Türkçü kesilmek sanıyorsanız?

Tarafsızlık bütün bu kesimlerin olduğunu bilmek ama onlara eşit mesafede durup vatandaşlık hakları dahilinde medenice yaşamalarını sağlamak.

Atatürk'ün ilkelerine bağlı olmak ne Atatürk'le bağını epey bir koparmış CHP'den yana olmak ne de Atatürkçü diye birini kayırmak değil.

Görevi süresince de böyle bir şey asla yapmadı zaten. Atatürk'ün kurduğu devleti beğenmeyebilirsin. Değiştirmek için yasal haklarını kullan. Eğer ki yasal yollardan insanları ikna edemeyip yasal olmayan yollara başvurup bir işe kalkışıyorsan bu bildiğimiz vatan hainliği oluyor.

Ben bugün vatanseverim, yarın İngiliz planları tutarsa ben de vatan haini olabilirim. Devleti meşru saymama hakkı saklıdır. Ne olduğunu bil. Ama unutulmaması gerekiyor ki Atatürk bir Türk ırkçısı olarak doğal yollardan hümanist bir insandı. Herkesi düşünerek kurdu bu devleti. Ondan sonra herkesi düşünen, düşünse de bunun için bir şeyler yapabilen lider gelemedi maalesef. Bu her şeyden önce bizim basiretsizliğimiz.

Dağ başındaki köylere kadar gidip onları medeniyetle tanıştırıp onlara yeni dünyaların kapılarını açmaya çalışan insana nankörlük yapılıyor. O nankörlüğün acı meyvelerini yiyoruz şu an. Sizlere daha iyinin daha güzelin hayalini kurun dedi sizse başkalarının hayallerine kapıldınız.

Kendi hayallerini kendileri kurmayan insanlar şu an başkalarının hayalindeki cehennemi yaşıyor. Daha da yaşayacak. Kolay bitmeyecek bu iş.