Bu ülkede ne vakit neyin meşruiyeti sorgulandı. Sorgulandı da ne oldu?
Sen kalkmış "ben bu anayasa mahkemesinin kararını yok sayıyorum" diyorsun. "Bu mahkemeyi yok sayıyorum" diyorsun. E dersin netekim ben de içemezsin dediğin yerlerde sigara içiyorum. Ama yakalanıp ceza kesildiği vakit ben öderim ya da çamura yatarım parası neyse. Bakalım sen ne yapacan. Bak yasadışı sigara içmeye teşvik ediyorum insanları görüyor musun. Senin üretilmesine izin verdiğin, üzerinden vergi aldığın ve iddia ettiğin üzre bizleri öldüren o sigaralar bunlar.
Televizyonda izliyorum kıçlarını yırtıyor bir takım kızlarımız inancımı yaşıyorum, kıçımı başımı örtmem lazım diye diye. "Cennete gitme savaşıma engel olamazsınız" diye haykırıyor. O akan dereler daha bilmem neler neler onu bekliyor. Açılın layynnn..
Bir din düşünün ki en önemli maddesi kadına ayrım yapmak olsun, onu paketlemek. Misal faiz günah filan da diyor ama teferruat onlar. Kemal ağbiyi, Recep dayıyı bağlamıyor. İlla ki bayrak gibi taşınacak o renga renga masa örtüleri, kara kara çarşaflar. Çük ve am bekçiliği olacak asli görev.ah pardon ya biliyorum, anlıyorum silzeri. O kadar da salak değilsiniz elbet.
Bir ülke ancak bir bilimkurgu filminde bu kadar programlı bir biçimde delirtilebilinirdi. Ne bileyim belki de fakirlikten şebeke suyu içen halkın suyuna kattılar bir şeyler. Bok katıyoruz diyorlar ama başka türlü ilaçlar da katıyorlardır.
Ne çeşit bir manyama hali bu bilemiyorum. Ne kadar boşsunuz. Ne kadar avutulmaya, kandırılmaya muhtaçsınız. Ne kadar zavallısınız.
Kendi olmaya korkan insanlar görüyorum. Kendileri birer canavar olarak tanıtılmış onlara. Cennetten kovulan, her an her şeyi mahfetmeye meyilli, karaktersiz, sürekli borçlu olduğu birilerini hayalkırıklığına uğratan, eksik ve zavallı. İşin garip yanı böyle tanıtıldığın kişi olmamak için kaçarken tam da o kişiye dönüştüğünün farkında mısın?
Bu ülkenin sıkı bir terapiye ihtiyacı var. Bütün dünya için geçerli bu. Ama bu ülkedeki alarmlar daha bir kuvvetli çalıyor.
Cinnetin eşiğindeki insanlarla aynı sokaklarda yürüyorum. Ve görüyorum ki aslında hiçbir şey olmuyor gibi sessiz ve içe dönükler. Tam da fırtına öncesi sessizlik. Şok, yok sayma aşamasını geçtiler. Şimdi sıra cinnette.
7 Haziran 2008 Cumartesi
5 Haziran 2008 Perşembe
Dur hemşerim nereye
Bu ülkede birilerinin birilerine eninde sonunda demek zorunda kaldığı soru/ikaz ve dahi tehdit cümlesidir?
Soru çünkü ne yapmaya çalıştığını açıklaması beklenir.Uyarı, çünkü yapmaya çalıştığı şeyi yapma biçimi kendisi ve başkaları için tehlike arz eder ve tabii ki tehdit vardır çünkü bütün bu sorgulama "kafana göre takılmazsın, takılırsan bir şekilde (burası muallak) fena yaparım" mesajıyla nihayetlenir.
Bu ülkede bu anlattığımız cümlenin tarafları hep mevcuttu. Çünkü bu ülke maalesef ergenlik döneminden çıkamamış ve dolayısıyla birey olmayı başaramamış, hep otoritenin baskı ve idaresine tabii yaşamış çoğunluktan ibaret.
Bu sadece bizde değil, ekonomik dolayısıyla siyasal özgürlüğünü elde edememiş, etse dahi bunu halkıyla paylaşmamış ve sermaye odaklı otoritelere boyun eğmiş her devlette yaşanan gerçeklik.
Misal az nüfuslu ve bol paralı memlekette bu olmaz. Bu tip memleketler parayı savaşlara girmeden bi şekilde götürmeye başarmış ve güya çikolata, saat işiyle nam salmış ülkelerdir.
Bizim gibi ülkelerde (az gelişmiş veya çok gelişmiş diye de anılsa pek çok ülkede) Godot'yu bekler gibi çobanını bekler halk.
Ve bu çobanlar bu ülkelerin coğrafyasına yani havasına suyuna göre şekillenmiş bu toplulukları bir öyle, bir böyle yoğurur durur.
Bunlar hep bilinen şeyler. Tabii Türkiye'nin durumu çok daha karmaşık. Türkiye'nin kumaşının dokusu çok daha gevşek ve karma.
Şimdi bu kumaşı bi 70 derecede yıkıyorlar, bir yeşile, bir kırmızıya boyuyorlar. Bu güne geldiğimizde bir bakıyoruz çuval olsak daha mı iyiydik diye sorgulamaya başlıyoruz. Bunu sorgulayan azınlık. Koyun sorgulamaz. Koyun kaval dinler, kıçına vurulan değnekle çizilen yolu takip eder.
Bu kıçlar ne değnekler gördü, ne falakalara yatırıldı, ah bunları diyorum da sanacaksınız çok asi bir topluluğuz. Yok öyle de değiliz. Ortaya konan cesaretin haddiyle kıyası kabul görmeyecek oranda şiddet ve trajedi ile harmanlanmış nice piyes yaşatıldı. Bizse önümüze konan içinde ne olduğu zaten belli kutuları hep açtık ve bazen kazanır gibi gözüksek de aslında hep kaybettik. Çünkü "aç" dediler ve bizim içimize bir şey doğmuş olabilirdi. Bir şey bilmeyi değil hissetmeyi yani aslında paranoyayı, obsesyonu, şartlanmayı öğretildik.
Bu gün birileri çok büyük bir adanmışlığa hayranlık duyuyor ve onları takip ediyor gibi gözükebilir. Ama bu hayranlığın altı dolu değildir. Bu halkın bu kaygan zeminde düşmemekten başkacana bir kaygısı yoktur. Eğer ki onların hezeyanlarını sizlerin silahı olarak görüyorsanız şunu söyleyeyim. Şişman kadın operayı söylerken elinizde bir avuç deliden başkacana bir şey kalmayacak. Ve onlar da zaten başka dünyada yaşadıklarından sizlere fayda sağlayamayacak.
Global çark dönerken lokal dinamikleri ezer geçer. Ve tarih yazmak için akıl gerekir, vizyon gerekir, deha gerekir. Aynaya bak. Sonra dön içinde bulunduğun düzene bak. İstersen hala kızıldenizi yarabileceğine ve çaldığın altınlarla birlikte ardında da koca bir halkla yeni bir ufka açılacağına inanmaya devam et. Ama o duyduğun sesler ve gördüğün ışıklar. Kulağına fısıldananlar ve ardından itekleyenler. Belki de egon tanrındı ve seni bu güne getiren. Ve unutma ego egoyu yener. İnsan da insanı siker.
Soru çünkü ne yapmaya çalıştığını açıklaması beklenir.Uyarı, çünkü yapmaya çalıştığı şeyi yapma biçimi kendisi ve başkaları için tehlike arz eder ve tabii ki tehdit vardır çünkü bütün bu sorgulama "kafana göre takılmazsın, takılırsan bir şekilde (burası muallak) fena yaparım" mesajıyla nihayetlenir.
Bu ülkede bu anlattığımız cümlenin tarafları hep mevcuttu. Çünkü bu ülke maalesef ergenlik döneminden çıkamamış ve dolayısıyla birey olmayı başaramamış, hep otoritenin baskı ve idaresine tabii yaşamış çoğunluktan ibaret.
Bu sadece bizde değil, ekonomik dolayısıyla siyasal özgürlüğünü elde edememiş, etse dahi bunu halkıyla paylaşmamış ve sermaye odaklı otoritelere boyun eğmiş her devlette yaşanan gerçeklik.
Misal az nüfuslu ve bol paralı memlekette bu olmaz. Bu tip memleketler parayı savaşlara girmeden bi şekilde götürmeye başarmış ve güya çikolata, saat işiyle nam salmış ülkelerdir.
Bizim gibi ülkelerde (az gelişmiş veya çok gelişmiş diye de anılsa pek çok ülkede) Godot'yu bekler gibi çobanını bekler halk.
Ve bu çobanlar bu ülkelerin coğrafyasına yani havasına suyuna göre şekillenmiş bu toplulukları bir öyle, bir böyle yoğurur durur.
Bunlar hep bilinen şeyler. Tabii Türkiye'nin durumu çok daha karmaşık. Türkiye'nin kumaşının dokusu çok daha gevşek ve karma.
Şimdi bu kumaşı bi 70 derecede yıkıyorlar, bir yeşile, bir kırmızıya boyuyorlar. Bu güne geldiğimizde bir bakıyoruz çuval olsak daha mı iyiydik diye sorgulamaya başlıyoruz. Bunu sorgulayan azınlık. Koyun sorgulamaz. Koyun kaval dinler, kıçına vurulan değnekle çizilen yolu takip eder.
Bu kıçlar ne değnekler gördü, ne falakalara yatırıldı, ah bunları diyorum da sanacaksınız çok asi bir topluluğuz. Yok öyle de değiliz. Ortaya konan cesaretin haddiyle kıyası kabul görmeyecek oranda şiddet ve trajedi ile harmanlanmış nice piyes yaşatıldı. Bizse önümüze konan içinde ne olduğu zaten belli kutuları hep açtık ve bazen kazanır gibi gözüksek de aslında hep kaybettik. Çünkü "aç" dediler ve bizim içimize bir şey doğmuş olabilirdi. Bir şey bilmeyi değil hissetmeyi yani aslında paranoyayı, obsesyonu, şartlanmayı öğretildik.
Bu gün birileri çok büyük bir adanmışlığa hayranlık duyuyor ve onları takip ediyor gibi gözükebilir. Ama bu hayranlığın altı dolu değildir. Bu halkın bu kaygan zeminde düşmemekten başkacana bir kaygısı yoktur. Eğer ki onların hezeyanlarını sizlerin silahı olarak görüyorsanız şunu söyleyeyim. Şişman kadın operayı söylerken elinizde bir avuç deliden başkacana bir şey kalmayacak. Ve onlar da zaten başka dünyada yaşadıklarından sizlere fayda sağlayamayacak.
Global çark dönerken lokal dinamikleri ezer geçer. Ve tarih yazmak için akıl gerekir, vizyon gerekir, deha gerekir. Aynaya bak. Sonra dön içinde bulunduğun düzene bak. İstersen hala kızıldenizi yarabileceğine ve çaldığın altınlarla birlikte ardında da koca bir halkla yeni bir ufka açılacağına inanmaya devam et. Ama o duyduğun sesler ve gördüğün ışıklar. Kulağına fısıldananlar ve ardından itekleyenler. Belki de egon tanrındı ve seni bu güne getiren. Ve unutma ego egoyu yener. İnsan da insanı siker.
1 Haziran 2008 Pazar
karizmatik olmayanlar için yaşama rehberi
Karizma samimiyetle edinilegelen bir özellik değil malumunuz. Çok az adam doğuştan böyle bir özellikle teşrif eder dünyaya ve zaten neyse o olduğu için bu özelliği dışardan bakanların gözüyle algılama ihtimali zayıftır.
Karizma adamın sümüğü akmaz misal. Karizma adam mendiliyle burnunu siliyorsa o vakit mendilini kutsal teniyle şereflendiriyor demektir. Bizler de "Ah o mendilin yerinde olaydım olaydım" diye bakakalırız.
Yok be yaw sevmem ben öyle karizmatik adamları. Neden? Bende karizma yok muhtemel ondan:p Ne bileyim sürekli kasan bir havaları var. Kakası gelmiş de zıçamıyorlarmış gibi. Yani Lee, Yull ve Bruce'un hastasıyız o ayrı. Ama onlar öyle olagelmiş. Malzemeleri bu. Benim düşüncem bu yönde en azından. Umudum filan.
Neyse karizma ekmek yedirir adama. Bu karı-kız olur bildiğin aş olur. Belli olmaz. Nasıl ki güzel kadın/erkek ekmek yerse karizmatik insan da bu işten tatminkar bir kazanım elde edebilir. Hem güzel hem karizmatikse zaten biliyorsunuz bokunu çıkarıyorlar. Kazanımları onlara kalsın biz zavallı karizma yetmezliğinden muzdarip insanlar ne yapacak onlara bakalım.
Sakarsan, unutkansan, gelir-gider akıllıysan, rahatına düşkünsen, aptalsan, maymunsan, istemdışı şoparma eğilimin varsa, lakayitsen, anarşistsen karizmatik olamazsın arkadaşım. "Bu özellikler bende var ama yine de karizmayım" diyorsan kakanı tutmaya devam et.
Şimdi bir kere karizman yoksa elbette doğanın seleksiyon kurbanı olman an meselesi. Netekim doğa neslin devamı için hem sağlıklı hem de neslin devamına teşvik edecek özelliklere sahip canlı ister. Neyseki bizden çok var da birbirimizle idare etmeye çalışıyoruz.
Yani karı-kız-herif-oğlan işleri sakat biraz. Fazlacana kasmayıp kendi ayarında birini bulup onu asla Angelina Jolie ile birlikte olamayacağına ve sizinle idare etmesi gerektiğine ikna ederseniz bu iş olur. Başka türlü bu tüketim manyağı dünyada mal gibi kalakalır zavallı çoğunluk.
Gelelim aş işine. Efenim malumunuz iş görüşmelerinde de makul bir karizma aranmakta. Yani işiniz sadece fotokopi çekmek olsa bile prezentıbıllık ön şart koşuldu arz talep dengesi manyadığından beri. Ne yapacaksınız bu durumda? Ha bu aş meselesi mühim. Maksimum 22,5 dakika dahi olsa kendinden uzaklaşacaksın. Poz takınmak, abartmak şart değil. misal getirdiğin kurukafayı havaya kaldırıp felsefi bir tartışmaya girmene gerek yok. Sadece iş görebilir ve bunu yaparken de o muhteşem estetik bakış açısına sahip gözlere hitap edebilir olabileceğini kanıtla. Yani "Bir şey içer misiniz?" sorusuna pazardan aldığın turuncu capri ve "am i so stupid?" yazılı tişört üzerindeyken "viski, tek buz, teşekkür" deme yeter.
Karizmatik insanın restoranda bile işi zordur. Verdiği sipariş unutulur misal. Uzunca bir süre aç kalabilir bu durumda. Ne yapacaksınız? Tabii ki garsona unutulmaz anlar yaşatmak şart. Yani siparişi verdikten sonra adamın dudaklarına yapışıp dilinizi boğazına sokmayın. Ama misal o meşhur aptallığınız kullanabilirsiniz. Her zaman sorduğunuz aptal sorulardan birini sorun gitsin. İçeri gidip aptallığınızdan bahsedecek ve sizi kimse unutmayacak. Dezavantajları avantaja çevirebilirsiniz. Doğada her şey yaşamak için verilen bir silahtır. Kimisinde çakı kimisinde güdümlü füze var. Ama olsun "We will survive!"
Karizmatik olmayan kişi indirim sezonundaki mağzada bakındığı eteği üzerine giymişken bile kaptırabilir. Nasıl olur demeyin. Ezik insan sınıfında yer alan herkes gibi tercihleri diğer sınıflardakilerin tercihlerinden sonra gelir. Artıklarla beslenmeniz buyurulmuştur. Böyle bir durumda ne yapacaksınız? Çığlık atın. Evet. Tacize uğradığınızı söyleyin. Bu yalan değil. Tabi aklı zükünde/bızırında olanlar hemen başka şey anlayacak. İlgili kişiyi sapık olarak tanımlayacak. Hem de lezbiyen sapık. Gerçi Türkiye'de lezbiyenliğe inanmıyorlar. Ama tanrıya inanıyorlar. Neyse. Çığlık atmanız bile yeter gibi.
Karizmatik olmayan adam sıranın hep sonundadır. Sıra bitmeden sırası gelmez bir türlü. Bakınız taciz olayı burda da kullanılabilinir. Kalabalıklarda sürekli taciz edildiğinizi iddia edin. Zaten ediliyorsunuz da.
Karizmatik olmayan adamın sevgilisi orta malı olabilir. Buna dikkat. Zaten bula bula kendiniz gibi ya da daha da beter durumda birini bulduğunuz için kapanın elinde kalabilir. Çünkü karizmatik olmayan adamdan kimse korkmaz. Korkuyormuş gibi gözükse de anlayın artık kimse iplemiyor sizi. Arada bir psikopatlaşmanız şart. Aldatan ve terkeden insanların işkenceye tabi tutulması gerektiğini düşündüğünüzü filan laf arasına sıkıştırın. Arada bir et bıçağıyla salona gelip sevgilinize delici deli bakışı fırlatıp sonra hiçbir şey olmamış gibi "hayatım bu akşam et sote yapiii mi" filan deyin. O alır mesajı.
Karizmatik insan eşekler gibi çalışsa da bi bok olamaz. Kariyeri başlangıç noktasının da gerisine doğru ilerler sürekli. Ne yapacaksınız? E yani artık çalışmayın be kardeşim. Serin. Bi bok olacağınız yok nasılsa. Bu ülkede çalışmayan adama "Neden çalışmıyorsun sen?" demezler zate. Anca çalışan adamın yaptığı işte kusur ararlar.
Eveeeet. Panik yapmayın. Siz de ortalama 72,5 yıl yaşayıp geberip gidebilirsiniz. Biraz umut, bir tutam sevgi ve bir diş sarımsakla hazırlanan bütün yemekler güzeldir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)